Gurbet'in sevdası: Cilo

ŞEHİT ROZA HELİN

GurbetPenaber2

Yola çıkmadan önce gideceğimiz yolun uzunluğunu kara kara düşündürürken, yolumuzun hiç böylesine bol sohbetli ve hikaye anlatımları ile geçeceğini düşünmemiştim. Bir Cîlo aşığı olan Gurbet arkadaş ile koyulmuştum yola ve attığımız her adımda, su içtiğimiz her çeşmede, arşınladığımız her

patikada anlatacak bir şeyler buluyordu. Ara verip dinlendiğimiz bir ağaç altında ise anlatımlarına aynı coşku ve heyecan ile devam etti:

“İnsanlığın doğuşuna beşiklik eden Zagros, tarihte olduğu gibi bugün de bir dirilişe, bir varoluşa şahitlik ediyor. Bu sefer kendi varlık, varoluş mücadelesini veren ve tıpkı geçmişte bu topraklarda yaşandığı gibi eşit ve özgür bir yaşam için mücadele eden şervanlara tanıklık ediyor. Öyle bir mücadele ki her günü bir efsane, her günü bir tarih konusu olacak kadar görkemli” diyerek anlatmaya başladı Zagros’a hayranlığı göz bebeklerinden belli olan Gurbet yoldaş. Onu dinlerken aynı zamanda onun yaşadıklarını yaşıyordum. Sözü hiç bitmesin, bir su gibi hep devam etsin istiyordum. O ise her bir cümleye yeni bir heyecan katarak anlatmaya devam ediyordu:

 “Colemerg halkının Reşko olarak tanımladığı Cîlo dağları… Heybetli asi uçurumlara ve aynı zamanda bir kadın kadar nazenin bir yapıya sahiptir. Zamanında sevdalısı Çarçella’ya kavuşmayan Reşko tanrıya dua edip taş olmak istemiş tanrı da Reşko’nun bu duasını kabul edip onu kendisi kadar asi ve heybetli bir dağ haline getirmiş. Bundan ötürü bazen sevdalıların aşklarına şahitlik etmiş bazen de kavuşmamanın verdiği acıya. Yaşamış o da onlarla ,paylaşmış tüm yaşanmışlıklarını. Bunun için Cîlo bugün sevdalıların mekanı olmuştur. Bir de Cîlo’dan habersiz Cîlo’ya aşık olanlar, Güneş’in çocukları var. Onlar öylesine aşık olmuşlar ki Cîlolar’a,  tıpkı bir çocuğun annesine olan aşkı, bir sevdalının yârine olan aşkı ya da bizim yoldaşlık aşkımız gibi. Herkes Cîlo’nun bunlardan habersiz olduğunu düşünse de,  o bunların hepsini hissetmiş ve karşılık vermiş bu sevdalılara. Bağrında koruyarak, göğsünü siper ederek, her gidenin tekrardan gelme umuduyla yollarını gözleyerek... Bundan dolayı Reşko’yu uzaktan görenler boynunun bükük olduğunu söyler. Bu kadar sevdalısının olduğu bir dağın boynu bükük olabilir mi?” diye sorduğunda ne diyeceğimi bilmiyordum.  Bir an düşündükten sonra şu sözcüklerle karşılık verdim ona:

“Heval Gurbet; ben aslında Cîlo’yu ilk gördüğümde arkadan saçları beline doğru gelen bir kadına benzetmiştim.”  Verdiğim cevap hoşuna gidecek ki, “evet, kim demiş Cîlo erkektir. Tamamen kadın doğasını yansıtan bir arazisi var.  Sonra dağın kadını, erkeği olmaz bu sadece onları anlatan bir hikaye, efsane halk dilinde. Aslında yöre halkı da buraya olan sevgisini bu hikayelerle anlatıyor” diyerek bana Cîlo arazisini tanıtmaya başladı.  Heval Gurbet Cîlo’yu anlatınca Zagroslara olan sevgisini okuyordum gözlerinden.  İlk önce Cîlo’nun kaç kapısının olduğunu, köylerini, sularını ve tabii ki kilise ve orada bulunan kaleyi anlatmaya başladı.  “Başta çok duymuşsundur. Mate kilisesi var burada.  İsa’nın havarisi olan Mata’nın buraya geldiği söyleniyor adını da buradan alıyormuş.  Bu kilise dışında her köyün kendi kilisesi var; bu kiliselerin hepsi köyde bulunan en yüksek yere yapılıyor.  Bu da inanç ve kutsallarına olan bağlılıklarını gösteriyor heval Roza. Buraları tanıman için anlatıyorum belki her yere kısa bir sürede gidemezsin en azından isimlerini ve nerede olduklarını bil ki gittiğinde yabancılık çekmeyesin. Burada birçok köy var çoğu da Hıristiyan ve Ermenilerin köyü.  Bu yüzden de mimari yapısı çok farklıdır. Bu köylerin hepsinde muhakkak efsaneleşen bir hikaye yaşanmıştır. Zerre, Zerrane, Alantos… farklı köyler de var.  Arkadaşların sonradan adlandırdığı köyler, onların gerçek adını bilmiyorum. Bir de  Perîxanê, bizim şimdi kaldığımız  köyün  adı.  Bu köyde anlatılan iki hikaye var aslında rivayet desek daha doğru olur. Birincisi Perîxanê’nin düşmanın eline geçmemek için kendisini bu kaleden attığını,  kimileri de sevdiğine kavuşamayacağını anlayınca kendisini bu kaleden attığını anlatıyor.  Onun için yukarıda kale gibi görünen yere Kelha Perîxanê deniliyor.  Şehit Şiyar’dan gelince gördüğün büyük suyun adı da Bazê’dir.  Zaten Zagros’ta üç büyük su var; Avaşîn, Basya ve Bazê. Cîlo’daki en büyük su Bazê suyu olsa da aslında Cîlo’daki bütün sular küçük derecikler gibidir” dediğinde bana hem Cîlolar’ı hem de kendisinin oraya beslediği o büyük sevgiyi anlattığı her halinden belli oluyordu. Ben de onu büyük bir hayranlıkla dinliyordum. Gurbet yoldaş ilk tanışmamız böylesine güzel bir sohbet ile olmuştu.   

 İlk eyleme gidiş heyecanı…

Zagroslar’da geçirdiğim ilk pratikti ve ilk defa bir eylem gerçekleştirecektim. Burada gerillacılık yapmak benim için çok önemliydi. Öylesi bir süreçte Zagroslar’da hamleye katılabilmek vicdani boyutta beni azda olsa rahatlatıyordu.  Zagroslar’ın yüreği olan Cîlo’da pratik yapmak ve savaşmak bütün gerillalar için büyük bir şanstır. Özellikle bir kadın gerilla için daha da büyük bir şanstır. İlk gittiğinde koşulları ve arazisi seni korkutuyor olsa da,  Cîlo tam bir kadın ve gerilla dostudur. Kendimle Cîlo arasında bu bağı kurmaya çalışıyordum. Heval Gurbet’tin anlattıklarının yanında Cîlo’nun anac özelliklerinin var olduğunu bana katıklarından anlamıştım. Bir anne çocuğuna her şeyi nasıl baştan anlatıp öğretiyorsa o da öyle her şeyi insana baştan öğretiyor.

Alanda bir süre kaldıktan sonra gördüğüm suikast eğitimini pratikleştirmek istiyordum. 15 Ağustos Diriliş Bayramımızın yıldönümü vesilesiyle eylem yapmak için bir gün öncesinden yola koyulduk. Eğitimde öğrendiklerimin yanı sıra bir de Cîlo’nun bana öğrettikleriyle bu eyleme yol alıyordum.  Suikast eylemine gitmeden önce gereken tüm hazırlıkları yapmıştık. Üç kadın arkadaş yola koyulduk. Ben, şehit Baharîn ve Gurbet arkadaş gidip son keşif ve planlamamızı yapmalıydık. Heval Gurbet araziyi tanıdığı için arazi konusunda hakimdi. Dört yıla yakın bir süre Zagroslar’da gerillacılık yapmıştı. Fedakarlığı ve gerillacılık özellikleriyle tanılan bir arkadaştı. Zaten eyleme gitme kararı aldığımızda da Gurbet arkadaşı öncü olarak seçtik.  Gerçekleşecek olan eylem onun komutasında olacaktı.

Bu yolculuğumuzda bize eşlik eden Baharîn yoldaş, yaşama ve yoldaşlarına olan sevgisini yeşil gözlerinin ışığında yansıtıyordu.  O da uzun bir süre Zagros alanında kalmıştı. Fedakarlığıyla, yaşama olan katılımıyla, moral ve coşkusuyla bütün yoldaşların yüreğinde yer edinen ve her konuda gözünü hiç kırpmadan güvenip sırtını yaslayabileceğimiz bir arkadaştı. Bu iki arkadaşın benim yanımda olması,  onlarla beraber bir eylem gerçekleştiriyor olmak bende müthiş bir güven yaratıyordu.  Bundan dolayı yola koyulurken dahi bu eylemin başarılı olacağına güvenim tamdı. Gördüğüm eğitimler, heval Gurbet’in tecrübeleri ve heval Baharîn’in güven veren yaklaşımlarıyla bu eylemi başarmamak bana imkansız gibi geliyordu. 

 Yola ilk çıktığımızda Alakanê köyüne yakın bir yerde gece arazide kaldık.  Yaptığımız eylem planlamasına göre bu eylemi 15 Ağustos günü yapacaktık.  15 Ağustos ruhuyla, tıpkı ilk mermi heyecanıyla bu eylemi gerçekleştirecektik. Önderliğimiz 15 Ağustos günü yol haritasını açıklayacaktı ve biz de buna göre hareket edecek, eylemimizi gerçekleştirecektik. Açıklamadan sonra net bir karar verebilirdik. Eğer açıklama olmazsa da direkt eylemimizi gerçekleştirecektik. Eylemi gerçekleştireceğimiz gün çok önemli bir tarihti. O anda sanki bütün tarihi yaşıyor, heval Agîd komutasında sıkılan ilk merminin yarattığı heyecanı tüm benliğimde hissediyordum. 

Keşif yaptığımız esnada bir hareketliliğin olduğunu fark ettik.  Normalde hedefimiz karakoldu. Keşif esnasında fark ettiğimiz hareketlilik düşman hareketliliğiydi. O anda direkt hedefi değiştirip hareketli hedefi vurma kararı aldık.  Kaldığımız yer açık bir yer olduğu için ilk önce kendimizi sağlam bir yere yerleştirmeliydik.  Cîlo zozanlarındaydık. Belki normal bir koşulda ve normal bir zamanda olsa hiç bıkmadan usanmadan insanın yıllarca kalabileceği yaylalardı…  Serin suları, beybun ve sosin kokuları insanı mest ediyor o zozanlarda. Hele o soğuk rüzgarları insanın içini ferahlatıyor, bütün sıkıntılarını serin serin esen rüzgarlar alıp götürüyor senden. Geride sen ve o eşsiz güzellik kalıyorsunuz.  Doğa anayla en sade halinle kucaklaşıyorsun o anlarda. Ama biz öyle yapamıyorduk, içimizden bunu hep yaşasak da, gerçekler bizi başka şeylere zorluyordu. Zozanlardan uzaklaşıp daha kamuflajlı olan bir alanda konumlanmalıydık. Böylelikle hem düşman hareketliliğini takip edebilir hem de keşfimizi yapabilirdik.  Böyle bir hedefle karşılaştığımız için çok mutluyduk. Gerçekten bu eylem bizim için çok önemliydi. Kayalıkların olduğu yerde akşama kadar düşman hareketliliğini takip ettik ve anladık ki arazideki güç sabit konumlanan bir güç değil, düşmanın hareketli birliğiydi. Tabii bizim de hedef olarak belirlediğimiz güç olmuşlardı.  Biraz ilerimizde oturan Gurbet arkadaş bizi yanına çağırıp eylem saatini belirlemek, hangi tarzda eylem yapacağımız konusunda fikir ve görüşlerimizi aldı. Üç arkadaş kendi aramızda uzun uzun tartışıp görüşlerimizi birbirimizle paylaşıp eylemin akşama doğru yapılması noktasında ortak karar aldık.  Akşama doğru yaylalarda hayvanlarını otlatan çobanlar aşağıya doğru inecekti ve bu durumda zarar görmeyeceklerdi. Biliyorduk ki eylemin gerçekleşmesiyle beraber düşman araziye obüs ve havan güleçleri atacaktı. Bu durumda köylülerin o arazide bulunması her açıdan bir tehlikeyi ifade ediyordu. Yapacağımız eylemin sonucu ne olursa olsun halkın zarar görmesine asla izin vermemeliydik. Bunun için hangi tedbir alınacaksa o tedbiri en üst seviyede almalıydık. 

Hedef olarak belirlediğimiz güç tepenin başında yer alıyordu.  Keşif ve eylem planlamamız yapmış, tüm hazırlıklarımızı tamamlamıştık. Suikast eylemini yapacağım için her şeyi kendim yapmaya özen gösteriyordum.  İlk önce yerimi belirledim ve en iyi pozisyonu alabilmek için yerimi düzeltmeye başladım.  Heval Gurbet bu eylemi koordine edecekti. İkimizin sürekli bir iletişim içinde olması gerekiyordu. Bunun için Gurbet arkadaşla aramızda on metre kadar uzaklık vardı. Fakat ilk eylemim olduğu için çok heyecanlıydım.  O esnada tüm tarih gözlerimin önünden geçiyordu. Atacağım ilk mermiyi başta Önderlik ve şehit yoldaşların intikamı için atacaktım. Mermiyi atmadan önce biraz durdum çünkü çok heyecanlıydım ve bu da atışlarımın üzerinde etkide bulunabilirdi. Biraz bekledikten sonra silahın üzerine gittim ve ilk mermiyi attım. Belirlediğim hedefe değdi.  Daha önce gördüğüm eğitimlerde bu mesafede hiç atış yapmamıştım.  Fakat elimdeki teknik bu mesafeye yetiyordu. Bir de kendimi hedefe öyle kilitlemiştim ki, durmadan kendi kendime mutlaka başarmalıyım diyordum.  Bu merminin hedefe değmesi demek üçümüzün de hedefinin, hayallerinin gerçekleşmesi demek olacaktı.  Yaşadığımız o heyecana, verilen emeklere karşılık için başarmalıydım. Bir de sonu ne olacak diye hiç düşünmeden Gurbet arkadaşın varlığı bana güven veriyordu ve ben onun komutası altında bu eylemi gerçekleştiriyordum. Bundan dolayı da düşmana ne olursa olsun darbe vuracağımızı biliyordum.

Birinci mermiden sonra etrafına bakınan düşman merminin nereden ve nasıl geldiğini anlayamadı.  Biz de onları takip ediyorduk.  Düşman vurulan askerini sırtın arkasına götürmeye çalışırken, hareket tarzlarını takip ediyorduk ve öyle anlaşılıyorduk ki epey korkmuşlardı. Düşman merminin nereden geldiğini anlamadığında ve böyle ani darbelerde psikolojik olarak çöküntü yaşıyor.  Yarım saat bekledikten sonra kendi aramızda tartışarak ikinci mermiyi de atalım sonuç alabiliriz dedik. İkinci mermiyi attık fakat o merminin değip değmediğini anlayamadık. Belliydi bir şeyler olmuştu.  Ölmemişse de yaralanmıştı, hareket tarzlarından bu çok rahat anlaşılıyordu ama yine de durumu tam olarak netleştirememiştik.

Bu eylem heval Gurbet’in koordinesiyle oldu. Bu bende hem çok büyük bir morale yol açmış hem de çok büyük bir güç katmıştı. Çünkü ben o eylemde kadının gücünü ve savaşkanlığını görmüştüm. Çoğunlukla savaş ve savaş koordineliği erkeğin işi olarak görülür. Fakat Gurbet arkadaş bana ve herkese göstermişti ki savaş ve savaşçılık sadece erkeğin işi değildir.  Üç kadın arkadaş hedefimize ulaşmış ve eylemimizi başarıyla sonuçlandırmıştık.

Ansızın gelen…

Geçirdiğim bütün zamanlarıma şahitlik eden, ilklerimi yaşadığım Cîlo’da yine bir ilki yaşayacaktım. Geçirdiğimiz yoğun pratik içinde sürece cevap olabilmek için birçok defa eylem girişimlerimiz olmuştu.  Bütün zamanlarımda benimle olan Gurbet arkadaşla beraber tekrardan bir eylem arifesindeydik;  onun beni bırakacağını bilmeden… Ben onun bana verdiği güvenle, sevgiyle yol alıyordum Cîlolar’da. Birçok defa bu anıyı anlatırken; ‘her zamanki gibi gidip eylem yaptık ve döndük’ demeyi o kadar çok istiyorum ki ama öyle olmadı. Geri çekilme esnasında gelen bir havan parçasıyla heval Gurbet şehit düştü.

Cîlo şimdi boynu bükük bir şekilde onu bağrında saklamamanın acısını yaşıyor. Tıpkı onun bana anlattığı efsaneler gibi şimdi o da Cîlolar’da bir efsane olarak anlatılıyor. Onun şehit düştüğü an Cîlo’da var olan buzul parçalarından biri kopmuş ve öyle bir yankılanmıştı ki, uzun süre orada olan arkadaşlar daha önce Cîlo’da hiç böyle bir şeyle karşılaşmadıklarını söylediler. Aslında bu Cîlo’nun da isyanıydı. Gurbet onun yüreğinden bir parçaydı ve o yüreğinin parçasını yitirmişti. İsyanı, feryadı ve çığlığı bunaydı…

Onu yitirdiğim an yüreğimin ve beynimin hiç kabullenmediği bir andı. Sustum, konuşmadım. Uzun bir süre yaşadıklarımı hiç kimseye anlatmadım; hep o gelir ve tekrardan anlatır diye.

Oysa bu sefer Zagroslar’da anlatılan onun fedai duruşu ve katılımı olmuştu. Onu tanıyan herkesin dilinde Gurbet bir efsane olmuş ve bu efsane tanıyan, tanımayan herkese anlatılıyordu.

İkinci senemde tekrardan Zagros’a gittiğimde Cîlo’da pratik yürütmedim. Alanın ihtiyaçları doğrultusunda Govende’de pratiğe katıldım. Fakat tıpkı Cîlo’daymışım gibi katılarak her şeyi Gurbet’çe yaşadım. Onun gözüyle baktım, onun yüreğiyle sevdim REŞKO’sunu ve her sabah doğan güneşi Gurbet’in diliyle ‘Rojbaş’ diyerek selamladım. Nakşettim yüreğime oradaki tüm güzellikleri Gurbet’in özlemi ve hasretiyle…