Mart mücadelede de atılım dönemidir

EMİNE ERCİYES

guncel 2017 adar

 Bir Mart ayına daha girerken, Mart ayını bir direniş ayı olarak somutlaştıran tüm şehitlerimizi, başta Neroz ateşini eylemleriyle gürleştiren Mazlum, Agîd, Zekiye, Rahşan, Ronahî, Bêrîvan yoldaşları saygıyla anıyoruz. Yine başta Arjîn Garzan yoldaş olmak üzere son mermisine kadar direnerek

çatışan ve şehit düşen kadın özgürlük tarihine kadın direnişinin keskinliğini nakşeden Garzan şehitlerini saygıyla anıyoruz.  Aynı zamanda kahramanlık haftasında şehit düşen tüm yoldaşlarımızı saygıyla anıyoruz. Eylemleriyle, direnişleriyle PKK’yi Kürdistan coğrafyasının baharı olarak inşa eden tüm devrim şehitlerimizi saygıyla anarken, özgürlüğü tüm Kürdistan’da inşa edene kadar, yaktıkları özgürlük ateşini daha da büyütme temelinde mücadele kararlılığımızı bir kez daha ifade ediyoruz.

 

Kürdistan halkı, özgürlüksüz var olamayacağını, varlığının özgür olduğunda anlamlı olacağını bilmektedir

Mart ayı baharın başlangıç ayı olarak toplum yaşamında da bir başlangıç sürecini ifade etmektedir. Kara kışın geride kaldığı, doğanın canlandığı bir dönem olduğu kadar insanlar olarak bizlerin de doğaya paralel olarak yeni süreçte umutlarımızın büyüdüğü, yaşamı örgütleme temelinde kolların sıvandığı bir dönem olmaktadır. Mücadelemiz açısından da her Mart ayının mücadele bayrağını yükseltme anlamında önemli bir yeri vardır. PKK’nin direniş kültürünün mimarlığını başta Mazlum Doğan yoldaş yapmıştır. Kürt halkının bahar bayramının bir direniş bayramına dönüşmesi Mazlum arkadaşın eylemiyle anlam bulmuştur. Mazlum arkadaşın Newroz'u özgürlük direniş bayramına çeviren eylemi, henüz yeni kendini inşa etmekte olan özgürlük hareketimizin direniş çizgisinin, baskıyla ve işkenceyle kırılamaz irade keskinliğinde bir özgürlük tutkusu olarak somutlaşması olmuştur. Mazlum yoldaşla başlayan direniş çizgisi Zekiye, Rahşan, Ronahî ve Bêrîvanlarla her Newrozla biraz daha büyümüştür. Zekiye Alkan özgürlük meşalesini Amed surlarında aydınlatırken, Rahşan Demirel özgürlük bayrağını Kürdistan’dan sürgün olmuş Türkiye metropollerinde yaşayan Kürtlere taşımıştır. Ronahî ve Bêrîvan yoldaşlar Kürt özgürlük mücadelesine karşı savaş açan Alman devletine karşı bir duruşun eylem çizgisini örerek özgürlük aşkını ülkeden uzaktaki Kürtlere kadar taşımışlardır. Agîd arkadaşın ilk meriyle başlattığı meşru savunma direnişi bugün Kürdistan coğrafyasının her yerinde gerilla mevzilerini örgütleme noktasında gelişmiştir. PKK özgürlük çizgisi, bu büyük eylemci yoldaşların kararlılığı ve özgürlük inancı ile dalga dalga tüm Kürdistan halkına yayılmış ve toplumsal dokuya özgürlük ruhu olarak işlemiştir. Sistemin soykırımla, asimilasyonla, imhayla paramparça etmek istediği Kürdistan halkı, özgürlük etrafında yeniden kendi toplumsal özüyle dirilmiştir. Kürdistan halkı, özgürlüksüz var olamayacağını, varlığının özgür olduğunda anlamlı olacağını bilmektedir. Artık her Newroz Kürtler için özgürlük aşkını, kararlılığını gösterme eylemsellik zamanına dönüşmüştür. Her yıl daha da büyüyen Newroz etkinlikleri Kürdistan’da özgürlük arayışının büyüyüşünü ifade etmektedir.

Mart ayı deyince kadınlar açısından ilk akla gelen 8 Mart’tır. 8 Mart, kadınların özgürlük direnişinin bahar ile startı olan eylemsellik sürecinin başlangıcı olmaktadır. 8 Mart ile sembolleşen gün, kapitalizmin faşist yüzünü en vahşi bir şekilde kadınlara gösterdiği bir olayın yıl dönümüdür. Amerika’da, emeğine karşı hakkını isteyerek greve giden 129 işçi kadının diri diri yakılması, kapitalizmin direnen topluma öfkesini ifade ettiği gibi en çok da direnen kadına öfkesinin ne kadar büyük olduğunu göstermektedir. Nitekim kapitalizm bugün de kendisine karşı direnen, hakkını isteyenlere aynı yöntemle saldırmaktadır. Bunu en somut olarak geçen yıl yürütülen öz yönetim direnişlerinde gördük. Öz yönetim direnişiyle özgürlükte kararlılığının keskinliğini ortaya koyan Kürt halkına karşı TC devleti katliam yürütmüş, kentleri yıkarak adeta sokaklara sinen özgürlük ruhunu o sokaklarla birlikte yok etmeye çalışmıştır. Öz yönetim direnişlerine karşı TC’nin katliamcı anlayışı ilk olarak Sêve, Pakîzê ve Fatma yoldaşlara dayatılan katliam ile başlamış. Katliamın ilk kadın öncülüğüne dayatılması, öz yönetim direnişinde kadının öncülük düzeyinde katılımına karşı devletin kadın özgürlüğünden ve öncülüğünden ürküntüsünü ifade etmektedir. Öz yönetim sürecini katliamla karşılayan devlet daha sonra da kadın kurumlarını kapatarak, siyasetçileri tutuklayarak kadın özgürlük kazanımlarını darbelemek istemiştir. Bu saldırılar temelde kadın özgürlük paradigmasına karşı bir saldırıdır. Kadınlar özgürleştikçe toplumsal öncülük somutlaşmakta ve özgürlük toplumsal dokuya kadınların direnişiyle, eylemiyle işlenmektedir. Kadınlar toplumsal özgürlüğe öncülük etmektedir. Bu elbette faşizmin en büyük düşmanı olmak demektir.

2016 yılında kadınlar direnişe en önde öncülük etmiş, buna karşı en fazla saldırılar kadın kazanımlarına karşı gerçekleşmiştir. 2017'nin 8 Mart'ı, kadın özgürlüğünden bu derecede korkan ve saldırganlaşan devlet zihniyetine karşı kadınların özgürlük kararlılığını gösterecekleri bir eylemsellikle karşılanmalıdır.  8 Mart kadınlar açısından mücadeleyi bu yıl nasıl yürüteceklerinin eylemsel, direniş çizgisini ifade etmektedir. Kadınlar, kadın ruhunun renkliliğini, eylem kararlılığını ve özgürlük tutkusunu yansıtan eylem anlayışlarıyla yine sokaklara döküleceklerdir. Kadın olmanın farkını, erkek egemen sisteme karşı kadınların ortak mücadele duruşunu, 8 Mart’taki kararlı eylemleriyle ortaya koyacaklardır. 8 Martla başlayan eylem çizgisi Newrozla tüm Kürt halkının eylem duruşunu açığa çıkararak daha da zirveleşecektir. Bu eylemler özgürlük iddiasını gösterdiği kadar, Kürdistan’a dayatılan sömürgeci politikalara karşı bir direnişi ifade edecektir. Bakurê Kurdistan’da Erdoğan ve AKP faşizmine karşı bir direniş çizgisi olarak yürütülmelidir. Rojava'da adım adım inşa edilen özgürlüğün dili olmalıdır. Başurê Kurdistan’da Türkiye’nin işbirlikçi izdüşümü olan Barzani ve KDP çizgisine karşı bir ayağa kalkış ve tavır eylemleri olmalıdır. Rojhilat'ta halka dayatılan baskıya karşı halkı özgürlük bilinci ekseninde örgütleme en büyük eylem anlamına gelecektir.

8 Martlar, Kürdistan özgürlük mücadelesinin açığa çıkardığı direniş geleneğiyle beraber, artık kadın haklarının dile geldiği salt bir günle sınırlı değildir. Kadının özgürlük direnişi yılın her günü amansız bir mücadeledir artık. Kadınlar, sadece kendilerine dayatılan sömürü, katliam ve şiddete karşı direnmekle kalmıyor, aynı zamanda alternatif bir yaşam çizgisi inşa etme temelinde bir direnişe öncülük etmektedir. Bu alternatif yaşam, kadın özgürlüğü olduğu kadar tüm toplumun özgürlüğünü sağlama temelindedir. Kadın özgürlük mücadelemizde somutlaşan etik, estetik ve bilimsel yaşam ölçüleri, başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünya kadınları açısından kadın özgürlük çizgisini bir ilgi odağı, çekim merkezi kılmaktadır. Bu 8 Mart da, tüm kadınlarla daha fazla buluşma vesilesi olmalıdır. Kadın kurtuluş ideolojimizi, özgür yaşam felsefemizi daha fazla kadına taşırma ve kadınlarla özgürlük etrafında birleşme 8 Mart'ı olmalıdır. Kadınlar ancak özgürlük ekseninde ortak bir ruhla örgütlenerek erkek egemenliğine karşı güçlü bir duruş ve mücadele yürütebilir ve özgürlüğü kesinleştirebilirler. Kadınlar olarak bu bilinçle örgütlenerek ve mücadele ederek özgürlüğümüze karşı her türlü saldırıyı parçalar ve kadın özgürlüğünü ve toplumsal özgürlüğü inşa edebiliriz. 

Faşizm toplum düşmanıdır, onu parçalayacak olan da halk iradesidir

İçinde bulunduğumuz 2017 yılı açısından 8 Mart ve Newroz eylemlerinin ayrı bir misyonu vardır. Özellikle Türkiye devletinin topluma dayatmış olduğu faşizm bir irade kırma, halkı sindirme politikası olarak sürmektedir. Kürt halkının tüm kazanımlarına karşı savaş açan,  kendi hakkını savunarak iradeli duruştan yana olan topluma karşı katliam, tutuklama ve işkencelerle sindirme savaşı yürüten devlete karşı Kürt halkının ve kadınların iradesinin hiçbir zor ve baskıyla faşizmin hiçbir karanlık yöntemiyle kırılamayacağını gösterme eylemsellikleri olma anlamını ifade etmektedir. Faşizmi yıkacak ve aşacak olan tek bir irade ve güç vardır o da halkın direnişidir. Halkın faşizme karşı radikal, kararlı, duruşu ve eylemselliğidir. Faşizmi ortadan kaldıracak başka hiçbir irade yoktur. Faşizm toplum düşmanıdır, onu parçalayacak olan da halk iradesidir.

Ulus devlet zihniyeti faşizm demektir. Dünyada 3. Dünya savaşının adım adım ilerletildiği günümüzde tüm uluslararası hegemon güçler bu savaşta daha fazla pay kapmak için giderek kendilerini daha milliyetçi muhafazakar bir çizgide örgütlemektedirler. Bu milliyetçiliğin, dinciliğin, cinsiyetçiliğin ve bilimciliğin giderek halkları daha da sömürü altına alma temelinde daha fazla kullanılması anlamını ifade etmektedir. Milliyetçilik özünde halkların toplumsal farklarının istismar edilerek halkların birbirine düşman haline getirilmesidir. Ulus devletin en temel gıdası olan milliyetçilik halklar arası bitmez bir savaş ve çatışma zihniyeti inşa ederek kapitalist modernitenin krizli bünyesinin temelini atmıştır. Kapitalizm hep kriz ve kaos demektir. Çünkü milliyetçilik ideolojisiyle halkları düşmanlaştırmıştır. Düşmanlığı daha da köklü kılmak için toplumun manevi dünyasını ifade eden dinleri düşmanlaştırmıştır. İnşa ettiği düşmanlık karşısında gelişecek savaşların en vahşi bir şekilde yürütülmesi için bilimi silah üretim aracına dönüştürmüştür. Bilim her gün nasıl daha fazla insan katledebilecek silah üretebilir anlayışı içindedir. Bilimin en büyük marifeti daha fazla insan öldürebilecek silahlar icat etmek olmuştur.

Egemenliğin ilk başlangıcı olan kadına dayatılan sömürü ve erkek egemenliği kapitalist modernite ile en zirveye taşınarak, kadın kapitalist sistemin en temel metası haline getirmiştir. Kapitalizmin sömürüyü daha da büyütme temelinde insanlığa dayattığı milliyetçilik, dincilik, cinsiyetçilik ve bilimcilik silahları dünyayı yeniden dizayn ve paylaşım anlamı ifade eden dünya savaşları sürecinde daha da katmerleştirilerek insanlığa dayatılır. Bu nedenle 2017 yılında sistem karşıtı herkesin vereceği özgürlük mücadelesi kapitalizmin temel karakteristik özelliklerine karşı verilecek bir savaştır.

8 Mart'ta dile gelecek olan kadın özgürlük iddiası sistemin kadın özgürlük paradigmasına karşı açtığı cinsiyetçi paradigmaya karşı bir duruş olacaktır. Newroz'da dile gelecek olan toplumsal öze, renklere sahip çıkış kararlılığı, kapitalizmin milliyetçilik paradigmasına karşı, halkların tüm renklerinin birlikte yaşamasının getireceği zenginliği ifade eden demokratik ulus paradigması ekseninde olacaktır. Dünya savaşları dünyayı paylaşım savaşı olduğu kadar, temelinde paradigma savaşları vardır. Kapitalizmin zirvesini temsil ettiği egemen uygarlık ve halkların özgür yaşam sistemi olan demokratik uygarlık arası bir savaştır bu. Savaşın Ortadoğu’da ve özellikle de Kürdistan’da somutlaşması demokratik uygarlık paradigmasının Kürdistan özgürlük mücadelesiyle birlikte yaşamlaşmasına karşı açılan bir savaş olmasını ifade etmektedir. Vereceğimiz mücadele bu anlamda dünya savaşında halklar lehine kazanmanın temeli olacaktır. Önderliğimiz geliştirdiği özgürlük paradigmamız tüm uygarlık sisteminin şifrelerinin çözüldüğü ve tüm insanlık için alternatif yaşam anlayışının ifadesidir. Paradigma ekseninde vereceğimiz mücadele sadece Kürdistan ve Ortadoğu’da değil tüm dünyada özgürlüğü somutlaştırma güç ve potansiyeline sahiptir. Bunu somutlaştırmak bizim yürüteceğimiz kararlı, iddialı mücadele ve doğru, ince politika ile mümkündür.

Gerillalaşmak özgürlüğe yürüyüşün geçtiği hakikat yoludur

Rojava devriminin tüm dünya tarafından büyük bir ilgi toplamasının asıl nedeni burada özgürlük paradigmasının bir yaşam tarzı ve sistemi olarak somutlaşmasıdır. Reel sosyalizmin yıkılmasından sonra kapitalist sistem halklara toplumsal bir modelin hayal olduğunu empoze etmeye çalışmışlardır. Kürt özgürlük direnişinin Rojava devrimiyle bir toplumsal model olarak somutlaşması sosyalizmin yeniden dünya toplumunun temel umudu olması anlamını taşımaktadır. Rojava devrimi devletçi zihniyetten halklar lehine bir kopuştur. Önderliğin deyimiyle devletçi zihniyet bir saniye bile boşluğu kabul etmez. Bir saniyelik boşluk yok oluş anlamını ifade eder. Bu anlamda Rojava’da adım adım inşa edilen özgür toplum modeli tüm egemen güçler açısından bir tehlike olarak görülürken tüm halklar açısından bir umut ifade etmektedir.  

Dünya savaşının yükseldiği dönemimizde, Türkiye ise Erdoğan’ın kendi diktatörlüğünü garantilemesi için devleti yeniden dizayn etme temelinde bir referandum sürecine girmiştir. Türkiye devleti yeni değil yıllardır faşist bir karakterle yürümektedir. Kürt halkının özgürlük iradesini kırmak için her türlü faşizan uygulamayı denemiştir. Erdoğan’ın farkı ise devletin kurumsal faşizmi yetmemiştir, devletin kurum olarak uyguladığı faşizm yöntemlerinin tüm erkinin tek kendi elinde olmasını istemektedir. Yani özünde bir değişim yoktur. Fakat faşizm daha çıplak, daha vahşice uygulanmaktadır. Devletin kurumsal karakteri toplum ve devlet arasında bazı dengeleri gözetir. Devlet ve toplumun karşı karşıya gelmemesi ve toplumun sömürü altında da olsa devlet sınırları içinde yaşayabilmesi koşullarını sağlamayı ifade etmektedir. Yani devlet halkı sömürürken bir yandan da halkın isyan etmemesi, devlete karşı ayaklanmaması için bazı dengeler oluşturur. Faşizm süreçlerinde ise devlet pervasız bir şekilde topluma karşı savaş başlatır. Nitekim şu anda Erdoğan’ın Türkiye toplumuna dayattığı budur. Toplumda Erdoğancı olmayan herkes lanetli, suçlu, hain ilan edilmektedir. Böyle bir iktidar anlayışı Türkiye’yi her anlamda krize sokmuş durumdadır. Tüm özgürlüklerin engellenmesi, düşünce özgürlüğüne hiçbir zemin bulunmaması, ekonomik kriz, işsizlik Türkiye toplumunu bunalımlı bir hale getirmiştir.

Toplumu faşizmin pençesinden kurtaracak olan özgürlük hareketimizin öncülük ettiği özgürlük zihniyeti ve mücadelesi olacaktır. Kürt halkının özgürlük mücadelesi devletin tüm baskı, zor, katliam ve işkence yöntemlerine rağmen direnen toplumun adım adım özgürlüğü inşa edeceğini göstermektedir. Türkiye’de AKP ve Erdoğan’ın örmeye çalıştığı faşist rejime karşı mücadele sadece Erdoğan’a ve AKP’ye karşı bir mücadele değil, kapitalizmin en çıplak hali olan faşist ruhuna karşı bir mücadeledir. Özgürlük hareketimiz sadece Kürdistan halkı için değil tüm Türkiye halkı bir çıkış umudu olmaktadır. Kürt halkının özgürlük iddiası ve inancı 2016 yılında öz yönetim direnişleri ile başlayan, gerilla eylemleri ve fedailik çizgisinde yapılan eylemlerle amansız bir mücadeleyle somutlaşmıştır. Bu iddia ve kararlığa karşı devlet katliam, saldırı, işkence ve tutuklamalarla bir irade kırma savaşı yürütmüştür. Buna karşı 2017 yılı mücadelenin daha da yükseleceği özgürlük iddiasının, kararlılığının hiçbir faşizan yöntemle bastırılamayacağını gösterecektir.

Mart ayı gerilla açısından da bir mücadele hamlesi sürecini ifade etmektedir. Büyük gerilla komutanı Agîd yoldaşın yarattığı gerilla kültürü bugün Kürdistan’ın dört parçasında halkın meşru savunma gücü olarak örgütlenmiştir. Gerilla mücadelesi açısından 2016 yılı büyük bir direniş yılı olarak TC ordusunun iradesini kırma noktasında darbelendiği bir yıl olarak tarihe yazılmıştır. Genel Kurmay Başkanlığı'nın Kale Ertuş direnişini “ölüm kalım savaşı” olarak tanımlaması aslında sadece burada yürütülen direnişin değil, tüm 2016 yılı mücadelesinin TC açısından bir ölüm, kalım anlamı ifade ettiğinin itirafıdır. 2017 yılı bu mücadelenin daha da yükseltilerek TC’den yaptığı tüm katliamların intikamını alma yılı olacaktır. Faşizmi kendi karanlığında boğarak özgürlük şafağını Kürdistan’da ve tüm Ortadoğu’da aydınlatma yılı olacaktır.

Özgürlük mücadelemizin her alandaki tüm çalışmaları ve eylemlerinin temel ekseni Önderliğin özgürlüğüne kilitlenmiştir. Sistem Kürt halkına ve özgür kazanımlarına saldırırken asıl Önderliğin özgürlük temelinden inşa ettiği paradigmasına saldırmaktadır. Önderliğin paradigmayla ortaya koyduğu özgürlük zihniyetinin ve özgür toplum modelinin somutlaşmasının önünü almak istemektedir. Bizim mücadele eksenimiz özgür toplum modelini bir toplumsal yaşam tarzı olarak somutlaştırmak olmalıdır. Önderlik eksenli mücadele öncelikle Önderlikle 24 saat bir yaşam tarzını kendi yaşamımızda oturtmaktan geçmektedir. Önderliği okuduğumuz oranda kavrar ve anlarız, anladığımız oranda yaşamsallaştırırız. Önderliğin felsefesini kendimizde ve yaşam tarzımızda somutlaştırdığımız oranda tüm yaşama hakim kılabiliriz. Bu temelde vereceğimiz mücadele özgürlüğü inşa etme gücünü açığa çıkarır ve Önderliğin esaretini parçalar. Bu temelde mücadelenin her mevzisinde ilk eylem Önderlikle 24 yaşam temelinde bir yoğunlaşma ve ona göre pratikleşme temelinde olmalıdır. Önderlikle en yakın olunan yer özgür dağlardır, gerilla saflarıdır. Çünkü gerilla Önderliğin özgürlüğü ekseninde kilitlenmiş özgürlük militanlığının somutlaştığı yerdir. 2017 yılında özgürlük mücadelesinin en fazla somutlaşacağı yer gerilla saflarıdır, gerillanın vereceği mücadeledir. Gerillalaşmak özgürlüğe yürüyüşün geçtiği hakikat yoludur.

2017 yılını özgürlüğü somutlaştırma yılı yapma temelinde mücadeleyi yükseltelim. Bu yıl 8 Mart'a ve Newroz'a vereceğimiz anlam 2017 yılını özgürlük yılı yapma olsun. Bu temelde 8 Mart ve Newroz tüm yoldaşlarımıza, yüreği özgürlükten yana olan ve bu temelde mücadele eden herkese kutlu olsun.