2017 kadınların öncülüğünde zafer yılı olacaktır

Ronahî Serhat

guncel 2017 nisanOrtadoğu sahasında adı konulmamış olsa da kapitalist modernite kendini var kılmak için son aşama olarak medeniyet savaşları ile fiili olarak 3. Dünya savaşını başka güçlerin eliyle Ortadoğu'da yürütmektedir. Bizzat müdahil olmak yerine sürekli dengeler üzerinden kendi varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.

Ortadoğu bölgesine yönelirken en masumane kavramların arkasına saklanarak ölümü (DAİŞ) gösterip sıtmaya (emperyalist sisteme) razı etmeye çalışmaktadır. Özellikle Amerika’da yılın başından itibaren göreve başlayan Donald Trump önderliğinde yeni Ortadoğu politikaları belirginlik kazandı. Trump karakter itibariyle de lümpen, cinsiyetçi ve ırkçı söylemleriyle toplumun genelinden olumsuz tepki aldı. Bilhassa kadın cephesinde Avrupa’nın birçok ülkesinde kadınların yaptığı gösteri ve ortaya koyduğu tepkileriyle yılın başından bu yana süre gelen etkinlikler, varolan ataerkil sistemin kapitalist modernite şahsında sürdürülemezliğini ortaya koymuştur. Cinsiyet temelli hiçbir politikanın artık kazanamayacağı dünya kadın hareketlerinin ortaklaşmalarından da anlaşılmaktadır. Ulus devlet çağında izlenen cinsiyetçi politikalar iflası yaşarken, kadınlar artık hiçbir şekilde statüsüz bir konumda olmayacaklarını ifade etmektedirler. Özellikle cinsiyetçi politikaların kabul edilemeyeceğini öz savunma sistemlerini geliştirerek de ortaya koymaktadırlar. Bu bağlamda en somut örnek dünya kadın hareketlerine ilham veren Kürt kadınlarının örgütlülükleri olmuştur. Kürdistan dağlarında, Rojava'da, Şengal’de, Cîzre’de, Sur’da ortaya konulan direnişlerle bu ispatlanmıştır.

Ortadoğu’da kadın özgürlük mücadelesinin öncülüğünde hem Kürt halkının hem kadınların ciddi bir döneme girdiği bu süreçte verilen mücadele de kuşkusuz kadın hareketinden bağımsız ele alınamaz. Ortadoğu’da yaşanan tüm gelişmeler Kürt kadınlarına, kadınlara devrimi dayatmaktadır. Böylesi bir süreci güçlü bir ulusal birliğe dönüştürerek uluslararası alanda daha güçlü bir pozisyona taşıyacağı gibi gerçekleşecek güçlü bir ortaklaşmayla da bir taraf olarak var olan statüsüzlük durumunu da kader tayin edici bir konuma evirtebilecektir.

Türkiye'nin Rojava üzerindeki planları boşa çıktı

Tam da böylesi bir süreçte bölgeye faşist dikta bir rejim ile tahakküm kurmaya çalışan T.C. devleti şahsında AKP faşist hükümeti, büyük bedeller sonucunda Kürt halkının elde ettiği kazanımlardan duyduğu büyük korku ile Bakur ve Rojava'ya katliam ve saldırılar düzenledi. Bakur'da AKP faşist rejiminin öz yönetim direnişlerine karşı vahşet düzeyinde katliamlar gerçekleştirdi. 15 Temmuz Darbe Girişimi'ni bahane ederek 90’lı yıllarda yürütülen özel savaşı kat be kat aşan uygulamalarla Kürt halkını sindirmeye çalışmaktadır. Halkın siyasi alandaki temsilcisi konumunda olan ve oylama ile seçilmiş olan milletvekillerini tutuklamış, halkın oyları ile kazanılan belediyelere el koyarak gasp etmiştir. Tüm bu uygulamalar dört parça Kürdistan’da ve yurt dışında tepkilere yol açarken, Türkiye’de yaşanan hak ihlalleri genel dünya kamuoyunda da tepkilerin gelişmesine kaynaklık etmiştir. Türkiye Ortadoğu bataklığında debelenirken kendisine can simidi aramaktadır. Bu bağlamda Avrupa ülkeleri hatta stratejik müttefik olarak gördüğü ABD bile politikalarına arka çıkmazken ortak çıkarlar doğrultusunda eskiden bölge devletlerinden aldığı desteği almak bir yana hemen hemen bütün bölge devletleriyle savaş halindedir. AKP hükümeti şahsında Türkiye ciddi bir darboğazı yaşamaktadır. Bu darboğazı aşmaya ve kendisine yeni bir soluk borusu yaratmaya çalışmaktadır. Bu konuda da genel kamuoyunda oluşan tepkileri törpüleme veya kandırmaya dayalı takkeci politikaların işe yaramadığını gördüğünde ise gelişen muhalif sesleri kesmek ve kendisini güvence altına almak için tam bir dikta rejimi ile hükmetmeye çalışmaktadır. Bu bakımdan 16 Nisan'da gerçekleştirilecek referandum AKP faşist rejimi için ölüm kalım düzeyinde önemli olmaktadır. AKP yürüttüğü politikalardan dolayı kaybettiği oyları MHP tabanıyla birleşerek ve daha da faşizan söylemlere yönelerek almaya böylece yaşadığı kaybı telafi etmeye çalışmaktadır.

 Kürdistan’da öz yönetim direnişleriyle beraber yürürlüğe koyduğu katliam uygulamalarına en son Nisebîn'nin Xirabê Bava ve Talatê köylerinde gerçekleştirdiği saldırı ve katliamlarla devam ettirmektedir. Kürdistan büyük bir oy kaybı yaşayan AKP sahte Kürtçülük yapan partilerle ve işbirlikçi kişiliklerle yaşadığı oy kaybını telafi etmek istemektedir. 26-27 Şubat'ta AKP ve Barzanî arasında yapılan görüşme ile Barzanîn de AKP'nin yaptığı soykırım uygulamalarına bizzat ortak olduğunu göstermektedir. Bu durum komplocu, ihanet çizgisini yeni bir karşıt saldırıya dönüştürmede aktif rol oynamıştır. Bu ihanetin arka planında yaşananların anlaşılır olması için perde arkasındakilerin görünür kılınması gerekir.

Türkiye’nin desteklediği çete gruplara resmi bir sıfat kazandırabilmek için ÖSO ile ortak hareket etti. Böylece DAİŞ ile yapılan anlaşmalar ile Cerablus hattına çok kısa bir zaman diliminde hakim olundu. Aynı şekilde Bab’ta da bu şekilde ilerleyebileceğini zanneden Türkiye umduğunu bulamadı, bir tıkanma yaşadı. Bu yaşanan tıkanma sonucunda daha kapsamlı olan stratejilerini değiştirmek zorunda kaldı. Yine hem Erdoğan hem de AKP hükümet sözcüleri her fırsatta Fırat Kalkanı hamlesi ile Bab’tan sonra Minbic’e gireceklerini söylüyorlardı. Fakat Rusya’nın ve ABD’nin karşı hamlesi ile Minbic’in sınır hattına rejim güçleri yerleştirilerek Türkiye'nin bu hedefi boşa çıkarıldı. Çünkü burada Türkiye ve çetelerin direkt Rejim güçleri ile çatışması Suriye devleti ile dolayısıyla Rusya ile savaş anlamına gelecektir. 3 Mart itibariyle bu harekat başlatılmış oldu. YPG’nin denetiminde bulunan Minbic sınır hattına Suriye ordusu yerleştirildi. Yapılan bu faaliyetler Rusya tarafından gerçekleştirilirken ABD de bundan haberdar edildi. Ve karşılıklı anlaşmaya varıldı. Bu anlaşma ile Türkiye’nin Rojava üzerindeki planları boşa çıkarılmış oldu.

YBŞ-YJŞ Şengal'in savunma gücüdür

Bunların yanı sıra Türkiye her ne kadar Rakka Operasyonu'na katılmayı dayatsa da uluslararası güçler ve mücadele düzeyimiz buna izin vermemiştir. Erdoğan Türkiye’deki referandumu kazanmak için hamle peşinde olduğu kadar, Kürt halkının kazanımlarını ortadan kaldırmayı da hedeflemektedir. Nitekim PYD-YPG karşıtlığı konusunda gösterdiği tepkiler ve takındığı tavır yine kantonlara olan saldırıları bunu göstermektedir. Türkiye’nin saldırıları bunlarla da sınırlı kalmamaktadır. Türkiye’nin bölgesel düzeyde yaşadığı sıkışmanın yanında tüm dünyanın korkulu rüyası haline gelen DAİŞ çetelerini Kürt Özgürlük Hareketi tarafından geri püskürtülmesi ve yenilgiye uğratılmasıyla bölgede başat güç haline gelmesi ayrıca korkuya kapılmasına yol açmıştır.

Tüm bunların yanı sıra Demokratik Suriye Federasyonu'nun ilanı yine Rojava Kürdistan’ında demokratik konfedere sisteminin gelişmesi ve bu sistemin klasik ulus devlete alternatif olması ilkel milliyetçi - işbirlikçi ENKS- PDK-S ve PDK gibi örgütlerin kâbusu olmuştur. Daha önce de KDP'nin Rojava Devrimi'nden rahatsız olduğu bilinmektedir. Özellikle Rojava ve Başurê Kurdîstan arasında kazılan ihanet hendekleri, Sêmalka Sınır Kapısı'nın kapatılarak ambargo uygulamalarına geçilmesi bu gerçekliğin en bariz örnekleri olmaktadır. Özcesi Rojava'da yaşanan gelişmelerden rahatsızlık duyan sadece AKP faşist hükümeti değildir. Kendi çıkarlarının da tehlikeye girdiğini düşünen işbirlikçi ve ilkel milliyetçi Kürtler de bu gelişmelerden tedirgin olup karşı devrim geliştirerek saflarını belirlemişlerdir.

Türkiye’nin en çok rahatsızlık duyduğu bir diğer gelişme ise Kürt Özgürlük Hareketi'nin Şengal'de yarattığı gelişmelerdir. 3 Ağustos 2014 yılında DAIŞ çetelerinin Şengal’de gerçekleştirdikleri katliamı HPG-YJA Star güçleri geri püskürtmüş ve Şengal'i çetelerden temizlemişlerdir. Daha sonra buradaki Êzîdî Kürt halkının hem savunmasını yapmış hem de halkın kendi öz savunmasını gerçekleştirebilmesi için öz savunma eğitimlerine ön ayak olmuştur. Nitekim YBŞ-YJŞ örgütlülükleri her türlü saldırıya karşı kendini müdafaa etmek ve kendi öz gücüyle özerkliğini kurarak her türlü tehlikeye karşı kendini koruma ve savunma temelinde geliştirilmiştir. Aynı zamanda Maxmur - Kerkük ve Başurê Kurdîstan’a dönük geliştirilen saldırılara karşı da gerillalar anında cevap olmuştur. Başur halkının Kürt Özgürlük Hareketi'ne yaptığı çağrılarla Kürdistan özgürlük gerillası buradaki halkı büyük bedeller pahasına savunmuştur.

KDP ve Türk devleti, Özgürlük Hareketi'nin Ortadoğu'da ve Başur'da DAIŞ çetelerini geri püskürterek yarattığı etkiden ciddi rahatsızlık duymuştur. Yaşanan bu durum, bölgede her iki gücün de otoritesinin zayıflaması anlamına gelir. Özgürlük Hareketi'nin ortak düşman ve ortak hedef olarak belirlenmesi çok şaşırtıcı gelmemektedir. Türkiye ve KDP'nin bu işbirliğinin özellikle ulusal kongre tartışmalarında ortaklaştığı bir dönemde gerçekleşmesi manidar bir durum olmaktadır.

Bu gelişmeler ışığında daha öncesinden de Barzanî’nin Türkiye ziyaretlerinde MİT ile olan ilk görüşmeleri yine Neçîrvan Barzanî’nin; “Şengal için gerekirse zor kullanırız” gibi söylemleri ve ayrıca kamuoyuna yansıyan başka demeçlerde de bu işbirliği çok açık kendisini göstermektedir.

Halkların kendi kendisini yönetme zamanı gelmiştir

Bunların yanında Roj Peşmergeleri diye adlandırılan çetelerin saldırıları gerçekleşmeden dört gün önce yani 27 Şubat'ta Mesut Barzanî Türkiye’ye giderek görüşmelerde bulundu. Bu görüşmelerden önce de birçok görüşme gerçekleştirmişti. Daha öncesinden Münih Güvenlik Konferansı sırasında Avrupa’da da yaptığı görüşmelerde Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım ile bir görüşme gerçekleştiriliyor. Hatta Binali Yıldırım'ın Başika ziyareti sonrası aralarında bir görüşme daha gerçekleşmiş ve bu basına yansımıştır. 26-27 Şubat görüşmesi sonrasında 3 Mart'ta Türkiye Minbic sınır hattında saldırı gerçekleştirirken aynı gün Roj Peşmergeleri adıyla örgütlenen KDP-AKP çeteleri de Şengal'e saldırmıştır. Kendilerini Roj Peşmergeleri olarak tanıtan bu çeteler KDP-AKP eliyle hazırlanmış ve Türklerin eğit-donat programı çerçevesinde eğitim almış çete örgütlenmesidir. Roj Peşmergeleri genel olarak işbirlikçi Êzîdiler, ENKS’li ve PDK-S'lilerden oluşmaktadır. Böylesi bir örgütlenmenin en temel amacı Rojava Devrimi'nde elde ettiğimiz kazanımları yok etmek; PKK, PYD, QSD'ye karşı farklı örgütlenmeler yaratmaktır.

Herkes çok iyi biliyor ki; 3 Ağustos 2014 tarihinde DAIŞ çeteleri Şengal'de Êzîdî halkına saldırdığında peşmergeler tek bir mermi bile sıkmadan halkı katliam ile baş başa bırakarak kaçtılar. Aynı güç bugün Barzanî'nin talimatı ile namlusunun yönünü Êzîdîxan topraklarında yaşayan Êzîdî Kürtleri'ne çevirmiştir. Oysaki PKK kimseden icazet almadan katliamın yaşandığı dönemde Şengal'e koşmuş ve katliamı durdurmuştur. Buradaki halkı korumak ve savunmak için gözünü kırpmadan fedaice savaşmıştır. PKK, Şengal'de Êzîdî halkının savunmasını gerçekleştirirken, KDP Êzîdî halkının otonomi taleplerine karşılık halka baskı uygulamakta, silah kullanmaktadır. Bu, Êzîdî halkının en doğal hakkına karşı bir işgal girişimidir. Nitekim kepçe ve dozerlerle Xanesor'un etrafına kazılan hendekler, takviye edilen zırhlı araçlar, ağır silahlar ve peşmerge gücü ile tam bir işgal harekatı görünümünü vermektedir. Halkı korumaya savunmaya değil zapt etmeye ve işgal etmeye gidilmiştir. 

Buradaki Êzîdî kadınların, anaların direnişleri anlamlıdır. Bu direnişlerinde peşmergeleri istemediklerini açıkça beyan etmişlerdir. Êzîdî kadınların; “neden katliam gerçekleşirken bizleri savunmadınız?”  sorusuna peşmergenin vereceği cevap yoktur. Êzîdî halkına hesap vermesi gerekenler büyük bir aymazlık, utanmazlık ve ihanet içerisinde sözde halkı korumaya geldiklerini söylemektedirler. Oysa gerçek hedefleri halkı baskı altına almak ve iradelerini yok etmektir. Halka doğrulttukları silahlarla Êzîdî halkının beş değerli evladını şehit düşürmüşlerdir. KDP, hendeklere karşı yine işgal girişimlerine karşı bedenlerini siper eden kadınları özellikle hedef almıştır. Nitekim gösterilerde Şengal kadın meclis üyesi Nazê Nayif hedef gösterilerek katledildi.

Şengal’deki halkımız, Önder APO’nun özgürlük felsefesi ve paradigmasıyla, demokratik özerkliğin savunmasıyla statüsünü kazanacaktır. Demokratik modernite çizgisi kazanacaktır. Halkların kendi kendisini yönetme zamanı gelmiştir. Tüm despotik ve hegemonik sisteme ve zihniyetlere inat özgürleşen kadınla demokratik toplum kazanacaktır.