Örgütlü mücadele kazandırır

Rojînda Garê

rojinda gare orgutluluk kazandirir1Dünya ve bölgemiz açısından çok yoğun ve kritik gelişmelerin yaşandığı bir dönemi yaşıyoruz. Özellikle Trump'ın son dönemde yapmış olduğu, Ortadoğu gezisi ve ardından peşi sıra yaşanan olaylar, ilerleyen sürecin daha da sıcak gelişmelerle geçeceğini gösteriyor.

En son BAE'nin Katar'a dönük almış olduğu karar ABD'de başkanın yapmış olduğu geziden bağımsız değildir. Aynı zamanda İran'a dönük gerçekleştirilen saldırı da bunu bu şekilde olduğunu göstermektedir. Tüm bunlar çok kısa bir zaman için bölgemizde çok daha sıcak gelişmelerin yaşanacağını gösteren işaretlerdir. Bu gelişmelerden elbette yine en yoğunluklu olarak etkilenecek olan da Kürtlerdir.

Toplumların kültürünü, geleneğini tarihten silmeye çalışan ve Kürdistan’ın dört parçaya bölünmesine yol açan hegemonik güçlerin politikaları ile çatışma halinde olan halkların demokratik komünal direnişi, bu sistemin ayakta durmasını engellemektedir. Sürekli kriz halinde olmasına ve kendisini bir şekilde ayakta tutmasına rağmen halkların direniş geleneğini güncelleyerek, canlandıran özgürlük mücadelesinin kazanımlarına çarparak, bir tökezlemeyi yaşamaktadır.

Önderliğimiz Ortadoğu’da üçüncü dünya savaşının yaşandığını, bir Doğu-Batı savaşının olduğunu belirtirken, bu çatışmalı süreçten bir sentez çıkabilecek mi, sorgulamasını yapmaktadır. İdeolojik, psikolojik, ekonomik ve özel savaş odaklı üçüncü dünya savaşından kurtuluşun ve özgürleşmenin tek çözüm yolunun“Demokratik Ortadoğu Konfederasyonu ve Ortadoğu uluslaşması” olduğunu belirtmiştir Önderliğimiz.

Özünde ideolojik savaş olarak nitelendirdiğimiz 3. dünya savaşı en çok da bugün demokratik komünal değerleri içinde barındıran kadınları ve ezilen toplumları etkilemektedir.Ancak Önder Apo’nunkadın eksenli paradigmasının evrenselleştiği bir dönemden geçerken, halklar ve kadınlar faşizme, cinsiyetçiliğe, milliyetçilik ve dinciliğe karşı bu ışıklı yolda yürümenin bilincini taşımakta, öz savunmayı olmazsa olmaz kabilinde bir yaşam çizgisi olarak ele almaktadır. Minbic’te siyahlar renk cümbüşüne dönüşürken, Rakka’daArap-Kürt kadınlarının zılgıtları birbirine karışırken, Şengal’de kadın öz savunma güçleri işbirlikçiliğe bir tokat gibi çarparken,bu ışıklı yolun artık karanlık ve çıkmaz yollara açılmayacağıinkar edilemez bir gerçektir.

Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu, Ortadoğu’nun bu kötürümleşmiş ulus-devlet yapılanmalarına kadın devrimiyle bir darbe vurmuştur. Kadın paradigmasıyla inşa edilen Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu Ortadoğu’da demokratik ulusun önünü açacak yegane model olmaktadır. Bin yıllardır Ortadoğu’ya empoze edilenulus-devlet aklının kadın devrimiyle yerle-bir edilmesi,hegemonik güçlerin çıkarlarını ve uzun vadeli stratejilerini ters-yüz etmekte, kadınların öncülüğünde gerçekleştirilen alternatif özgür çizgiye karşı ideolojik bir savaşı da beraberinde getirmektedir. Bu savaş,Rojava devriminin öncülüğünü yapan kadınların renkleriyle sisteme kavuştukça ve bu sistem Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu olarak ifadesini buldukça,Erdoğan faşist diktatörlüğü her geçen gün Kürt ve kadın düşmanlığını arttırmaktadır.

Kürt kadınları başta olmak üzere Arap, Süryani, Ermeni halkları kadın eksenli bu devrimi sahiplendikçe, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki faşizan, milliyetçi, cinsiyetçi ve dinci eğilimler daha da körüklenmekte, bu zihniyet yasal çerçeveye büründürülerek, bir yaşam biçimine dönüştürülmektedir. Demokratik Kuzey Suriye Federasyonuyla birlikte tüm toplumsal gerilikler ve ulus-devlet yapılanmaları yıkıldıkça, faşist Erdoğan-Bahçeli ikilisinin saldırılarının arttığını görmekteyiz. Öfkeleri, saldırıları ve soykırıma varan politikaları, kadınlar öncülüğünde an be an verilen mücadeleci halklara ve kadınlara karşıdır. Onun içindir ki Qaraçox ve Şengal seçildi; egemenlerin halkları birbirine kırdırtan, düşman yapan ve parçalayan politikalarına karşı mücadele edip, halkların, kadınların devrimini sahiplenen ve bu politikayı boşa çıkaran kadınlara ve halklara saldırı gerçekleşti.

ABD başta olmak üzere, DAİŞ’e karşı savaşan koalisyon güçleri Ortadoğu’yu yeniden dizayn projesinde YPG-YPJ’yietkili askeri bir güç olarak görüp, PKK’yi ve Kürt özgürlük mücadelesinin kazanımlarını parçalayarak, özgür Kürde ve halkların özgürlüğüne ket vurmaktadır. İşbirlikçi-hain Kürde “evet” deyip, özgürlük mücadelesi veren çizgiye düşmanca saldırmakta, buna olanak sağlayan güçleri desteklemektedir. Erdoğan diktatörlüğünün Kürt soykırımınıve düşmanlığını destekleyen bu politikalar kabul edilemez bir durumdur. Kürt özgürlük hareketinin kazanımlarını parçalayan, Kürtleri salt askeri güç olarak kullanan bu politikalara karşı mücadele etmek her zamankinden daha önemli hale gelmiştir.

Günümüz dünyasında dar, politik öngörüsüzlükle siyaset ve politika üretmek mümkün değildir. Halkların ve kadınların özgürlük mücadelesinden vazgeçmeden, öz güce dayalı meşru savunma çizgisini bırakmadan, halkların çıkarlarına dayalı ittifak ve ilişkiler geliştirmek kuşkusuz önemlidir. Kapitalist modernist sistemi karşısına alıp, mücadele eden bir hareket elbette ki dar ufuklu, dogmatik bir siyasetle dünyaya açılım yapamaz. Lakin uluslararası güçlerle ilişki ve ittifak geliştirmek, dikkatli politika üretmeyi gerektirdiği gibi hegemonik güçlerin hizmetine girme tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Bu bakımdan Kürtlerin ve halkların kazanımlarını parçalayan, yedek güç gibi ele alan politikalara karşı duyarlı ve çizgisel mücadele yürütmek elzemdir.

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da yaşam alanı bırakmayan, faşizmin ayak seslerinin bile duyulmadığı ama etkisinin sinsice bir korku hali olarak topluma nüfuz ettiği bir dönemden geçmekteyiz. Toplumdaki bu korku hali çok bariz görünse de, bu saldırıların diktatörlüğü kaybetme korkusundan ileri geldiğini ve bir gün mutlaka direniş damarının genişleyeceği umudu da kaybedilmiş değildir. 8 Mart, Newroz ve 4 Nisan kutlamaları, yine 16 Nisan referandumuyla 'Hayır' cephesinin yaygınlaşarak, demokrasi bloğuna dönüşmesi, faşist diktatörlüğe karşı sergilenen direnişin somut göstergesi olmuştur. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da büyük çoğunluğun 'Hayır' cephesine kayması, Erdoğan-Bahçeli diktatörlüğüne karşı tahammülsüzlüğü ve direnişi ifade ederken, bu cephenin kalıcı-eylemsel bir güce dönüşmemesi de faşist iktidarın kalıcılaşmasınasebebiyet vermektedir. Dolayısıyla süreklileşmeyen mücadele ve eylemsel güç, saldırılara açık bir durumu da beraberinde getirir.

Erdoğan-Bahçeli faşist iktidarına karşı kendisini örgütlü kılan, mücadeleyi her fırsatta canlı tutan yine kadınlar olmuştur. Kürt anaları, kadınları başta olmak üzere, kadın gazeteciler, aktivistler, kimi HDP’li vekiller KHK’lere ve cinsiyetçi yasalara karşı mücadele etmeyi sürekli kılmışlardır. İktidar, kadınların haykırmasından, isyan etmesinden, mücadele edip, örgütlü güç olarak karşısına çıkmasından her zaman korkmuştur. Kadın mücadelesinin toplumsal dönüşüme yol açtığını ve böylelikle uyanan, örgütlenen toplumun iktidarı alaşağı edeceği korku ve endişesiyle, kadınların mücadele alanları giderek daraltılmakta ve saldırılara uğramaktadır.

Kayyumların atanmasıyla birlikte 43 kadın merkezinden 36’sı kapatılmış, özgür yaşam evleri farklı mekanlara dönüştürülmüştür. Eş başkanlık sisteminin yürürlükte olduğu belediyeler, atanan kayyumlarla tamamen erkeklere devredilmiştir. Ancak özgürlüğün mekanlarla sınırlı olmadığı bilinciyle mücadele yürüten kadınlar, siyasette elde ettikleri kazanımları toplumsal dönüşüme mal ederek, her zeminde seslerini duyurmaktadırlar.

Son dönemlerde Kuzey Kürdistan’da bir devlet politikası ve özel bir uygulamayla karşımıza çıkan taciz, tecavüz ve kadın kırımı AKP iktidarıyla daha da artmıştır. Kürt Kadın Hareketi öncülüğünde gelişen mücadelenin etkisi arttıkça Kürt kadınları şahsında toplumsal ahlak çökertilmek ve devlete bağımlı hale getirilmek isteniyor. Bedeni tecavüze uğramış, taciz edilmiş, cinsel istismara maruz kalmış bir toplum, toplumsal geleneklere çarpacağından, öz güvenini yitirmiş insanlar haline gelir. Dolayısıyla bu psikolojik kriz içindeki insanlardevlete-iktidara karşı mücadele edemez duruma getirilerek, iktidarın kendisini biriktirdikçe biriktirmesine yol açmaktadır. Bunu bilen faşist Erdoğan diktatörlüğü, özgür yaşam evlerini, kadın derneklerini, sistemi dinamitleyen, kadınları uyandıran kurumlaşmaları kapatmaktadır. Eğitim müfredatlarını bu nedenle cinsiyetçilik üzerinden belirlemekte, cinsiyetçi kodlamaları çocuk yaştan itibaren topluma nüfuz ettirmektedir. Çocuk yaştan itibaren cinsiyetçi kodlamalarla yetiştirilen ve dincilik üzerinden verilen eğitim sistemi kadına karşı her türlü uygulamayı meşru kılmak için hazırlanıp, sunulmaktadır. Bu bakımdan devletin Kuzey Kürdistan’a yönelik cinsiyetçiliği derinleştirip, fuhuşu, uyuşturucuyu ve tecavüzü geliştirmesi, toplum gündemini saptırmak olduğu kadar, özgürlük mücadelesi etrafında toplanmayı da engellemektir. Bu tür uygulamaların son örnekleri Batman, Wan ve Lîce’de açığa çıkmış, kadın özgürlük mücadelesiyle bilinçlenen halk ve kadınlar her yerde bu uygulamalara karşı tepkilerini ortaya koymuştur.

Bu tepkiler bununla da sınırlı kalmayacaktır. Daha da derinleşip güçlenerek artacaktır. Yeter ki bizler örgütlenip güçlenelim. Hem Kuzey Kürdistan'daki kazanımlar hem de Rojava devrimi ile elde edilen kazanımlar bizlere gösteriyor ki, eğer doğru bir mücadele tarzını yakalarsak ve güçlü bir örgütlenme yaratırsak yıkamayacağımız engel olmaz. Bunun için biz Kürtler için geçerli olan şey tüm tehlikelerin farkında olarak hareket etmektir. Bu tehlikeyi her alanda yani askeri, siyasi, ideolojik ve örgütsel alanlarda bir mücadele tarzına dönüştürürsek, kazanan kesinlikle bizler oluruz.