2018 yılı 15 Şubat komplosunu parçalama yılı olacaktır

EMİNE ERCİYES

guncel emine erciyes

Bir şubat ayına daha girerken Önderliğimiz üzerinde 15 Şubat 1999 ile başlayan ve bugün daha da derinleştirilmek istenen uluslararası komployu lanetliyoruz. Komployu parçalama ve Önderlik üzerindeki esareti kırma sözümüzü başta Önderliğimize ve tüm Kürt halkına, Önderlik ideolojisine gönül veren

herkese yineliyoruz. 9 Ekim komplosuna karşı başlayıp 15 Şubat komplosuna karşı gittikçe yükselen “güneşimizi karartamazsınız” şiarıyla fedailik çizgisinde yıldızlaşan tüm şehitlerimizi saygıyla anıyoruz. Berwarlar’dan Şaristan, Binevş, Bêrîtanlar’a, Barzan Öztürk, Halit Oral, Viyan Soran’dan Erîş, Andok, Zinar, Doğa, Eylem, Tekoşin Farqinler’e kadar fedai yoldaşlarımız her dönemde Önderliğin özgürlüğüne kilitlenmiş özgürlük meşaleleri olmuşlardır. Onlar hareketimizin fedailik geleneğini ifade etmektedirler. Onlar yolunda yürüyen, Önderliğimize fedaice bağlı militan gücümüzle Önderlik hiçbir zaman yalnız kalmayacaktır.  Nasıl ki İmralı koşullarında Önderlik bizleri hissetmiş ve her an bizlerle olmuşsa, bizimde attığımız her adım Önderlikledir,  Önderlik içindir.

 Egemen güçler uluslararası komplo ile şubat ayını Kürt halkı açısından karanlık bir aya çevirmek istemişlerdir. Komplo 19 yılını doldururken Önderliğimiz üzerinde ağır tecrit devam etmektedir. 15 Şubat komplosu şu anda hız verilmiş olan Üçüncü Dünya Savaşının başlangıcını ifade etmektedir. Uluslar arası güçler Ortadoğu’yu yeniden dizayn planlarını devreye koymadan önce Ortadoğu coğrafyasını, halkların sosyolojik durumlarını olası direniş güçlerini değerlendirerek bu planlamaya gitmişlerdir. Uluslararası güçler Ortadoğu’ya müdahale edildiğinde doğacak kargaşa ve kaosta Önderlik ideolojisinin halklara umut olacağını, alternatif bir yaşam tarzı ve sistem olduğunu tahlil etmişlerdir. Bunu engellemek için Önderliğe karşı komployu tüm uluslararası güçler işbirliği içinde kurmuşlardır. Ortadoğu’nun direniş kalesi olan PKK’yi bu şekilde bertaraf ederek Ortadoğu’da istedikleri gibi at koşturacaklarını düşünmüşlerdir.  Önderlik üzerindeki komplo Kürt Özgürlük Mücadelesi’ni imha konseptiyle bağlı olduğu kadar uluslararası güçlerin Ortadoğu’yu daha derinden sömürme temelinde yeniden paylaşımını ifade eden Üçüncü Dünya Savaşı ile bağlantılıdır.

Rojava devrimi şahsında Önderlik paradigması somutluk kazanmış

Reel sosyalizmin yıkılmasından sonra kapitalist blok artık sosyalizmin tamamen bittiği propagandasını yapmış,  dünya halklarının özgürlük umudunu tamamen kurutmak istemiştir. Buna karşın PKK şahsında somutlaşan sosyalist direniş Ortadoğu’dan tüm dünyayı aydınlatmaktadır.  Üçüncü Dünya Savaşı neden Ortadoğu merkezli yürüyor sorusunun cevabı kesinlikle Önderlik ideolojisinin tüm dünyaya hegemonya salmış egemen uygarlık paradigmasının ve onun son aşaması olan kapitalizmin tüm şifrelerini çözmüş olması ve alternatif bir çizgi açığa çıkarmış olmasıyla ilgilidir. 2014’te Rojava’da Başur’da, Şengal’de yaşanan DAİŞ saldırısı ile Üçüncü Dünya Savaşına hız verilmek istenmiştir. Çünkü Rojava devrimi şahsında Önderlik paradigması somutluk kazanmış ve sosyalizm bitti söylemlerini boşa çıkmıştır. Rojava devrimi tüm insanlığa umut olmuş, tüm dünyadan özgürlük arayışçıları Rojava’ya, Rojava şahsında Önderlik ideolojisine akın etmeye başlamıştır.  Üçüncü Dünya Savaşı hegemon güçlerin paylaşım savaşı gibi görünse de asıl özgürlükçü güçler ve hegemon güçler arasında sürmektedir. Kapitalist modernite ve demokratik modernite arasındadır. Önderlik ideolojisine karşıdır. Bu nedenle bu savaşın merkezi Kürdistan’dır.

İçinde bulunduğumuz günlerde dört parça Kürdistan’da hızlı gelişmeler olmaktadır. Rojhilat ve Başur serhildanlarla ayaktadır. Bakur ve Rojava devrimi TC devletinin faşizm saldırısı karşısında direniştedir.  Gün be gün yaşanan sıcak gelişmeler, birebir bizim mücadelemizin sonucu olduğu kadar, mücadelemizin gidişatını da belirleyecek derecede tarihi ve kritiktir. Üçüncü Dünya Savaşı böyle derinleştirilirken Önderlik üzerindeki tecrit de bu savaşa paralel olarak derinleştirilmektedir. Bir kez daha Kürt halkını ve tüm dünya özgürlükçü insanlığını perspektiften mahrum bırakma amaçlıdır tecrit. Oysa tüm gelişmeler bizlere bir kez daha Önderliğin öngörülerinin ne kadar yerinde olduğunu göstermektedir. Önderliğin savunmalarında yine görüşmelerinde tüm Kürdistan parçalarındaki olası saldırılar, gelişmeler üzerine yaptığı değerlendirmeler, yine tüm Ortadoğu ve hegemon güçlerin çelişkileri sonucu açığa çıkabilecek sonuçlar ve yapılması gerekenler üzerinden değerlendirmeleri adeta şu anda içinde bulunduğumuz durumu ifade etmektedir.

Devrimlere gebe zamanları yaşıyoruz

Önderlik siyasal öngörü gücüyle her zaman sistemden ve düşmandan bir adım daha ileride olmayı başarmış, bu gücüyle sürecin gidişatını belirlemiştir. İmralı zindanında tek başına olduğu halde oradan tüm dünyanın kaderini belirleyecek tespitler yapmıştır. Siyasetin kalbini İmralı’da kilitlemiştir. Bu Önderliğin devrimin ruhunu, zamanını okuma gücüdür. Önderlik tüm süreçleri olduğu kadar, bunların her yönlü açığa çıkaracağı gelişmeleri birbiriyle bağlantıları ele alarak, politik incelik ve öngörüyü açığa çıkarmıştır. Şu anda, hareket olarak, mevcut gelişmeleri Önderlik ideolojisi ekseninde okuyarak açığa çıkan koşulları iyi değerlendirdiğimiz takdirde önümüzde devrimsel adımlar atabileceğimiz fırsatlar olan bir süreçle karşı karşıyayız.

Önderliğin, kaos durumlarında en doğru siyaseti, taktiği ve öngörüyü yürüten güç süreçten kazançlı çıkar belirlemesinin an be an bizlere fırsat yarattığı günlerdeyiz. Devrimlere gebe zamanları yaşıyoruz. Düşman, yoğun yönelimlerle birlikte imha politikasını devreye koymuş, hareketimizi tasfiye etmek istemektedir. Sürekli bir özel savaş propagandası ile imha konseptini beslemektedir. Oysa düşmanda PKK’yi tamamen tasfiye edemeyeceğini bilmektedir. Düşmanın bizi tasfiye etme söylemleri ardında amacı, uğraştırarak, darbeleyerek, daraltma, marjinalleştirme ve atılım gücümüzü kırmadır. Bu sıcak süreçte açığa çıkan fırsatları devrimsel çıkışlara zemin yapma potansiyelimizi engellemektir. Üçüncü Dünya Savaşı olarak tabir edilen içinde bulunduğumuz savaş her gün yeni gelişmelere, krizlere, çatışmalara gebedir. Üçüncü Dünya Savaşı Ortadoğu ve Kürdistan merkezli olduğuna göre, devrim zemini de Ortadoğu ve Kürdistan’da somutlaşmaktadır. Savaşı sürdüren hegemon güçlere karşı alternatif çizgi olarak Demokratik Modernite paradigmamız bize Üçüncü Dünya Savaşından halkların özgürlüğünü zaferle taçlandırma gücü vermektedir.

Kapitalizm demek savaş demektir

Üçüncü Dünya Savaşı bu savaşı yürüten güçler tarafından dengelerin istendiği gibi oturtulamadığı bir gerçeği ifade etmektedir.  Bunun temelinde yatan neden ise savaşı asıl başlatan ve Ortadoğu’yu yeniden dizayn ederek sömürüyü derinleştirmek isteyen uluslararası hegemon güçlerin bu savaşın sonucuna dair bir çözüm önerilerinin olmamasıdır. Onların asıl çıkarları savaşın devam etmesindedir. Çünkü savaş sürdükçe krizli durum halklar için devam edecek ve kapitalist güçler kendi sömürge çarklarını bu kriz üzerinden derinleştireceklerdir. Kapitalizmin toplumu yönetme tarzı krizlerle toplumu terbiye etme şeklindedir. Krizin en zirve hali ise savaştır, kapitalizm demek savaş demektir. Halkları, inançları, mezhepleri birbirine düşman kılmak bir kapitalizm oyunudur. Asıl savaş, bir bütünen halklara karşı kapitalizm tarafından açılmıştır. Buna karşı alternatif olan demokratik modernite projemiz temelinde halkaları bilinçlendirmek, örgütlenmek ve öz savunma örgütlülüğünü geliştirmek kapitalizmin krizli, kaoslu yapısını parçalamak ve özgürlük çıkışı olacaktır. 

ABD sistemi geçici ittifaklarla yürütmek ve sistemi ayakta tutmak istiyor. Bölgede taşlar yerli yerine oturmadığı gibi tersine kaosu derinleştirecek hamleler gelişmektedir. Bölgeye müdahale eden güçlerin kendi bunalımları derindir. ABD bölgede birçok alanda kaybetmiş durumdadır. Rusya’da aynı şekilde sorunlara çözüm bulma gibi bir hedefle yaklaşmamaktadır. Bölge devletleri açısından ise birbirinden bağımsız hiçbir devlet adına çıkış ya da çözüm olmayacağı bir gerçektir. Türkiye, İran, Irak, Suriye’nin durumları birbirine bağlıdır. Biri diğerinden bağımsız ya da tek başına bir çıkış ya da çözüme ulaşma durumunda olamaz. Bizim açımızdan bunun anlamı Kürdistan açısından tek bir parçada tek başına çözüm olmaz. Tüm parçalardaki gelişmeler birbirini etkilemekte olduğu kadar birbirine bağlıdır. Kürdistanı’n özgürlüğü ulusal birlik ruhuyla ortak mücadele ile gerçekleşecektir.

Halklaşan sistem meşru olan sistem olacaktır

Bakur’da; AKP-MHP faşizmin bütün saldırıları boşa çıkartılarak TC sömürgeciliği büyük bir krizin içerisine sürüklenmiştir. Kürt halkının kazanımlarını yok etmeyi kendisi için temel bir görev olarak benimsemiş olan Erdoğan-Bahçeli faşizmi bütün çabalarına rağmen istediği sonucu alamamış ve kirli politikaları iflas etmiştir. Faşist terör ve diktatörlükle ayakta kalmaya çalışan Erdoğan’ın tek adam iktidarı uluslararası alanda önemli bir teşhir ve tecrit durumunu yaşarken Türkiye içinde de ciddi bir kırılmayı yaşamaktadır. Toplumu baskı ve terörle sindirmeye çalışan AKP ve MHP faşizmi en zayıf dönemini yaşamaktadır. Önderliğimize, halkımıza ve gerillamıza yönelik tarihinin en kapsamlı saldırılarını yapmış olması mevcut iktidarın güçlülüğünden değil zayıflığından kaynaklanmaktadır. AKP faşizmi Önder APO’ ya, Kürt Özgürlük Hareketi’ne ve halkımıza yönelik saldırılarını tırmandırarak içerisinde bulunmuş olduğu zayıf ve krizli durumdan kendisini kurtarmak istemektedir. Ancak bu saldırgan tutumların sonuç almayacağı ve kahraman şehitlerimizin büyük direnişi ile boşa çıkarıldığı 2017 mücadele yılında bir kez daha açığa çıkmıştır. Önder APO’nun büyük direnişi, hareketimizin, halkımızın ve gerillamızın büyük bedeller pahasına yürüttüğümüz mücadele, komplonun 19 yılında komployu parçalayarak AKP ve MHP faşizmini tarihin karanlıklarındaki ait oldukları yere gömecektir.

Rojava’da yıl boyu yürütülen hamleler önemli başarılar sağlamıştır. DAİŞ’in Raqa’da yediği son darbe bu savaşın gidişatı açısından stratejik bir öneme sahiptir. Raqa hamlesi, tüm dünyayı tehdit eden, vahşi yöntemleriyle tüm dünyayı ürküten DAİŞ’ in bitişi demektir. Tüm dünyayı tehdit eden bir çeteyi sonlandıran güç olan Rojava savunma güçleri bu başarılarıyla, Üçüncü Dünya Savaşının kaderini belirlemede stratejik bir güç olma misyonuna ulaşmış demektir. Raqa hamlesi Önderlik paradigmasının demokratik ulus anlayışının bir zaferidir. Hamle zaferinde, bunu YPJ Önderlik resmi açarak tüm dünyaya duyurmuştur. Minbiç, Tapqa ve Raqa hamleleri yine devam etmekte olan Derazor hamlesi halkların demokratik birliği açısından tarihsel öneme sahiptir. Bu hamleler, bölgeyi sarstığı kadar tüm Üçüncü Dünya Savaşını yürüten güçlerin Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne göre stratejilerini yeniden ele almalarını gerektirmektedir.

Rojava’da kendi sistemimizi köklü oturtmak yanında DAİŞ’e karşı savaşımızda bizi kendileri için bir umut gören Arap toplumu ve kadınlarına Önderlik ideolojisini tanıtma, devrimin başarısının garantisi için şarttır. Devletlerin Rojava devrimini boşa çıkarma temelinde yürütecekleri politikaları sistemimizi halk iradesi temelinde oturtarak boşa çıkarabiliriz. Halklaşan sistem meşru olan sistem olacaktır. Arap halkında olduğu gibi kadınlarda da büyük bir ilgi vardır. Arap kadınlarını örgütlemek Ortadoğu açısından sosyal devrim demektir.  Özellikle kadınları savunma örgütlülüğüne kavuşturmak Ortadoğu kaosundan kadınlar öncülüğünde çıkmanın temeli olacaktır.  TC’nin Efrîn’e yönelik saldırı hazırlıkları, propaganda ve diplomasi ayağıyla son hız devam etmiş, 20 Ocak itibariyle TC Efrîn saldırısını başlatmıştır.  TC, Efrîne saldırarak Rojava devrimi karşısında yenilen DAİŞ’in intikamını almak istemektedir. Bakur direnişini kıramayan AKP-MHP faşist ittifakı, bu sefer Efrîn üzerinden Raqa hamlesiyle yeni bir döneme ulaşan devrim kazanımlarını darbelemek istemektedir. Efrîn, bu saldırıyı TC’yi burada boğulma zemini yapacak bir direnişe çevirecektir.

Ortadoğu krizininde kendini en avantajlı gören İran devleti son yaşanan halk ayaklanması ile ciddi bir sarsıntı yaşamıştır. İran, Heşdi Şabi ile Irak’da örgütlenmiş en son Kerkük ve Başur hamlesiyle aktif olarak sürece müdahil olmuştur. Türkiye, Irak ve İran ittifakıyla yerel statükocu güçler olarak sürece etkin olmayı esas almaktaydılar.  Yine Rusya ile birlikte Suriye’de rejimin arkasında durarak ABD’ye karşı buradaki savaşta etkin olmaya çalışmıştı. Ama İran’da başlayan halk ayaklanması tabloyu tamamen tersine çevirme potansiyelini ortaya koymuştur. Yine İran rejiminin bir korkusu da Kürtlerin burada özgürlük iradelerini açığa çıkarmalarıdır. Bizim açımızdan toplumun rejimden rahatsızlığını bu derecede açık ve radikal sokaklara dökmesi önemli bir zemin oluşturmaktadır. Yine serhildanlarda kadınların rengi, isyanı çok belirgindi. Serhildanlar şu anda bastırılmış görünse de rejime karşı bir ayaklanma potansiyeli hep sürecektir. Toplumun rahatsızlık düzeyi bunu göstermektedir.

 Son süreçte Başur ve Rojhilat’ta yaşanan halk serhildanları önemli bir dönemin başlangıcı anlamını taşımaktadır. Başur’da yaşanan serhildanlar halkın sistemden rahatsızlığının son sınıra dayandığının göstergesidir. Hem Rojhilat hem de Başur’da serhildanlar bir dalga gibi gelişip durulsa da bu bir sürecin başlangıcıdır ve dalgalar devam edecektir. Barzani bağımsız devlet iddialarıyla, kendini daha etkin bir güç haline getirmek isterken, elinde olanları da kaybetmiştir. Bunun nedeni ise uluslararası güçler tarafından yüz üstü bırakılacağına inanmamış, fakat kendine biçilen sınırları aşmaya kalktığında arkasında kimseyi bulamamıştır. Varlık gücü ve nedeni, uluslararası güçlerin işbirlikçiliği olan KDP, onların desteğini görmeyince, halkın değerlerini Heşdi Şabi’ye teslim ederek halkın gözleri önünde büyük bir ihaneti gerçekleştirmiştir. Rojhilat ve Başur kadınların en fazla baskı altında olduğu alanlar olarak kadınların özgürlüğe en aç olduğu alanlardır. Bu sürecin açığa çıkardığı tepkileri örgütleyerek toplumsal örgütlülüğe, kadınların örgütlülüğüne çevirmeliyiz.

Komplonun bir yıl dönümünü daha yaşarken Ortadoğu halkları açısından krizli bir süreç, hareketimiz ve özgürlük kazanımları üzerinde ciddi saldırılarla karşı karşıyayız. Diğer taraftan ise bu sürecin halklarda yarattığı uyanış devrim zamanını yaşadığımızı ifade ediyor. Bize kalan devrimci görevlere sarılmaktır. Devrimci görevleri Önderliği uygulayarak yerine getirdiğimizde komployu parçalayacak ve özgür Önderlikle özgür Kürdistan’da buluşacağız. Komployu bir kez daha lanetlerken, 2018 yılını komployu tamamen parçalama ve komploculara hak ettikleri cevabı verme kararlığındayız. Onlar, Üçüncü Dünya Savaşını tırmandırırken, komployu ve tecridi derinleştirmeyi esas almaktalar. Buna karşı biz mücadeleyi yükselterek komployu ve tecridi parçalayıp halkımızın Önderlikle buluşmasını sağlayacağız. 2018 yılı mücadele kararlılığımız budur. Halklara sözümüz şubat karanlığını parçalamak ve Güneş’in vatanı olan Kürdistan’ı, Ortadoğu’yu bahar ülkesi yapmaktır.