Saralardan Delallere Nalin Ve Gülnazlara Yürüyen Kadın Ordulaşması Özgür Ve Demokratik Toplumun Garantisidir

guncel yazi 30 7 2018

İnsanlık adına özgürlük umutlarını yeniden yeşerten, yok oluşun eşiğinde olan bir halka yeniden can veren, ayağa kaldıran ve dirilişini yaratan 15 Ağustos Diriliş Hamlemizin 35. yıldönümünde başta komutan Egîd olmak üzere, onun izinde hakikat yolculuğunda yer alan tüm özgürlük ve devrim şehitlerini sevgi, minnet ve saygı ile anıyoruz. PKK’nin ilanıyla birlikte Kürdistan’ın ve Kürt halkının kaderi değişmiş, tarih adeta yeni bir seyir kazanmıştır.

Önderliğimiz, Kürdistan gerçekliğini klasik ve genel geçer bir tarzda ele almamış; bilimsel, toplumsal, felsefik bir bakış açısıyla incelemeye tabii tutmuş ve bu temelde bir çözüm arayışı içerisine girmiştir. Önder Apo, bu tahlil ve araştırmaları kadın gerçekliği üzerinden de geliştirmeye çalışmıştır. Kadının özellikle beş bin yılı aşan kölelik zincirini kırmanın, onu özgürleştirmenin arayışı içerisine girmiş; böylece kadın sorununun salt bir cins, ezilen bir sınıf, ulus sorunu olmadığını tespit etmiştir. Önderliğimiz, kadın sorununu PKK’nin ilk oluşum aşamasından itibaren bir halkın ve ulusun yaşadığı eşitlik, özgürlük, adalet, hakikat sorunlarıyla aynı düzeyde ele almış, en temel sorun olarak çözümlemiş ve PKK’yi bir kadın partisi olarak ele alıp şekillendirmiştir.

İlk dönemden itibaren bir kadın partisi olarak şekillenmeye başlayan PKK’nin kuruluşunda yer alan Sara Yoldaş, bugün binleri bulan savaşçı yapısı ve komutanıyla dünyada ses getiren kadın ordulaşmasının temel taşlarını ören arkadaşlardandır. O dönemde gerçekleştirilen tüm silahlı propaganda faaliyetlerinde yerini almıştır. 1979 yılına doğru Önderliğimizin Lübnan’a çıkışı ve silahlı birlikleri oluşturmaya başlamasıyla birlikte, ülkede de yoğun örgütleme ve propaganda faaliyetleri yürütülmüştür. Bu faaliyetlerde en aktif şekilde yer alan Sara Yoldaş, daha sonra Diyarbakır zindan direnişindeki tutumuyla da zindan direnişinde yer alan yoldaşlarının komutanı olmayı başarmıştır.

Aynı dönemde Lübnan-Filistin sahasında açılan askeri-siyasi-ideolojik akademi devrelerinde yaklaşık 17 kadın arkadaş yerini almıştır. Bu ilk grup içerisinde yer alan Sultan Yavuz, Hanım Yaverkaya, Rahime Kahraman, Binevş Agal, Saime Aşkın, Çiçek Selcan ve daha birçok yoldaş daha sonra da Kadın Özgürlük Mücadelesi içerisinde çok aktif bir rol oynamışlardır. Büyük emek ve çabanın sahibi olan bu kadın yoldaşlarımız, bugün sayısı on binleri bulan ve Bakur’da, Başûr’da, Rojhilat’ta, Rojava’da kendisini YJA Star, YPJ, YJŞ, HPJ, YPS JIN olarak örgütleyen devasa bir kadın ordulaşmasının ilk neferleri, komutanları olmuşlardır.

Daha sonraki dönemlerde Kürdistan’ın dört bir yanında oluşan silahlı propaganda birliklerinde yer alan kadın yoldaşların sayısı giderek artmış ve bu artış Kürdistan toplumsal gerçekliğinde büyük çatlaklar oluşturmuştur. Klasik bir isyan anlayışını çokça aşan ve kendisini ideolojik-felsefik bir bakış açısıyla donatan, geliştiren PKK, özellikle kadınlar açısından müthiş bir çekim merkezi haline gelmiştir. Bu dönemde Botan’dan Dersim’e, Mereş’ten Xakûrkê’ye kadar Kürdistan’ın birçok alanında mevzilenmiş ve gerilla birliklerinde yer almışlardır. Gericiliğe, egemen zihniyete, köleliğe sıkılan ve ‘İlk Kurşun’ olarak tanımlanan 15 Ağustos Hamlesi’nin hazırlıklarına katılan ve daha sonra da mücadele içinde yer alan yoldaşlarımız, bu diriliş hamlesinin başarısında etkili bir rol oynamışlardır. Bu katılımı gerçekleştiren ve gerilla sahasında sorumluluk alan yoldaşlardan birisi de Hanım Yaverkaya yoldaştır. Bu yoldaşımız daha o dönemde manga komutanlığı görevini almış ve Dihê’deki (Eruh) erkek biriminin sorumluluğunu üstlenmiştir. Bu dönemde Güneybatı alanında Besê Anuş arkadaş, Botan’da Havva, Azime arkadaşlar çok aktif rol almış, başarılı ve onurlu bir duruşun sahibi olmuşlardır.

15 Ağustos Diriliş Hamlesi kadınların özgürlük hamlesidir

Bu anlamda gerçekleşen 15 Ağustos Hamlesi yalnızca Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi ve bağımsızlığı için gerçekleştirilmiş bir hamle değildir. Ulusal bilinç etrafında bir araya gelmiş, kendi öz iradesini açığa çıkartmayı hedeflemiş, bunun müthiş çabası ve mücadelesi içine girmiş kadınların da özgürlük ve diriliş hamlesidir. Bunu şu şekilde yorumlamak da yanlış olmayacaktır; 15 Ağustos Hamlesi beş bin yılı aşan bir süredir kendisini örgütlemiş, kemikleşmiş, kadının yarattığı değerler adına hiçbir şey bırakmamış bir sisteme, kültüre sıkılan ilk kurşundur. İdeolojik ve pratik boyutuyla da kadın ordulaşmasının mayalanmasını sağlamıştır. Eğer 15 Ağustos Hamlesi gerçekleşmeseydi, bugün ne kadının özgürlüğünden ne de halkların özgürlüğünden bahsedebilirdik.

Büyük bir emek ve çaba ile iradesini açığa çıkartabilen kadınlar, askeri sistem içerisindeki yerini çok rahat almamıştır. Büyük bedeller verilmiş, inanılmaz bir mücadele yürütülmüştür. Bu mücadele yalnızca askeri alan ile de sınırlı kalmamış, her alanda yürütülmüştür. Direniş alanlarında Binevş Agal yoldaşımız, toplumsal alanda Zekiye Alkan, Rahşan ve Bêrîvan yoldaşlar, gerilla sahasında Bêrîtan yoldaş verilen mücadelenin sembol isimleridir. Bu yoldaşların izinde yürüyen ve ardılları olan binlerce kadın yoldaşımız Önderliğimizin de dile getirdiği gibi özgürlüğün kolay olmadığının ve büyük bedeller istediğinin somut ifadesi olmuşlardır.

Aslında kadın ordulaşması, gelenekselleşen tüm bakış açılarına darbedir. Hem militarist anlayışa hem feodal ve kapitalist yaşam anlayışlarına hem de erkek egemen sistem etrafından kendisini örgütlemiş, siyasi toplumsal anlayışa büyük bir darbedir. Kadınların gerilla saflarında yer alması hele hele bunu Kürdistan toplumsallığında gerçekleştirmesi büyük bir özgürlük adımı ve cesaretidir. Kadını fiziksel yapısından dolayı askeri zeminden uzaklaştıran zihniyet aslında kadını Özgürlük Mücadelesi’nden de uzaklaştırmaya çalışan ve askeri mücadeleyi erkek zihniyetinin örgüsünde kaba bir saldırı, talan ve işgalci bir anlayışa indirgeyen zihniyettir. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi ve Kadın Özgürlük Mücadelesi somutunda açığa çıkmıştır ki; silahlanmayan, silahlı mücadeleye yönelmeyen kadın, asla ve asla ideolojik ve siyasi bir mücadele yürütemez, yürütse dahi bir başarı sağlayamaz. Bu hem Kürdistan tarihinde hem dünya tarihinde yüzlerce defa kanıtlanmış bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Kürdistan ve bölgede gerçekleşen kaba ulusal direnişlerde de Avrupa merkezli gelişen feminist hareketlerde de görüldü ki; öz güce, özsavunmaya, öz iradeye ve askeri örgütlenmeye dayanmayan mücadele tarzları büyük emek ve çaba içerisinde olsalar da nihai bir sonuç alma noktasında yetersiz kalmaktadırlar.

Kürt kadınının özgürlük mücadelesi, daha doğrusu Önderliğimizin yaratmış olduğu kadın eksenli özgürlük mücadelesinin diğer özgürlük mücadelelerinden somut farkı, kendisini bu şekilde açığa çıkartmış olmasıdır. Bugün kendisini kadın özgürlükçü yaşam paradigmasıyla somut hale getiren özgürlük anlayışımız, yaşam felsefemiz toplum içerisindeki tüm değer yargılarını -ki bu yargılar topluma değil, erkek egemen sisteme ait yargılardır- yerle bir etmiş, adeta bir şok içerisinde bırakmıştır. Şuna özellikle dikkat çekmek gerekir; kadın ordulaşmasına tekniki yaklaşmak, gelişim düzeyini bu şekilde ele almak çok yanılgılı bir yaklaşım olacaktır. Kadın ordulaşması gerçekleşmeseydi, bugün kadın hareketi bu düzeye ulaşamaz, kendisini sistemli hale getiremezdi. Elbette kadın mücadelesi olur ve kadınlar bunun içinde yerini alırdı ama özgürlük düzeyi bu şekilde gelişmez, bu şekilde bir başarı sağlanamazdı.

Kadının Özgürlük Mücadelesi aynı zamanda erkeğin ve halkların da özgürlük mücadelesidir

Kadın ordulaşması, sadece kadında değil, erkekte de çok büyük değişimler yaratmıştır. Kadını küçük gören kaba savaş anlayışını yerle bir etmiş, bu anlamda değişim dönüşümü gerçekleştirmiştir. Erkek egemen sistem salt bir cins olarak kadına saldıran bir sistem gerçekliği değildir. Kadın ile birlikte ahlaki politik toplumun değerlerine, bunun için ‘yiğit erkek’ olarak tanımlayabileceğimiz kadın etrafında, kadın değerleri ile kendisini donatmış olan erkeğe karşı da bir saldırı içinde olmuştur. PKK etrafında şekillenen özgürlük mücadelesi bir anlamda bu yiğit erkekliğin de yeniden kendisini yaşamsal kılmasının alanı olmuştur. Bunun en somut isimleri; diriliş hamlemizin efsanevi komutanı Egîd ve kendisini Sema Yüce yoldaşın emir eri olarak tanımlayan Fikri Baygeldi yoldaşlardır. Egîd Yoldaş, özgür kadın çizgisine yani Önderlik çizgisine en derinden bağlı olan ve bunu pratikleştirmeye çalışan bir yoldaştır. Kendi birliğinde yer alan kadın arkadaşlara destek sunmanın yanında, onlarla özgürlük temelinde önemli bir yoldaşlık ilişkisi de geliştirir. Klasik erkek anlayışına da bir darbe olan bu yaklaşım kendisiyle 15 Ağustos Hamlesi gibi zaferi yaratan bir hamleyi de getirmiştir. Mücadele tarihimizde komutan Egîd’in yolunda ilerleyen ve yarattıkları yaşamsal duruş ve eylemselliklerle kadınla yoldaş olmanın yeni ve özgür yaşamı yaratacağına inanan binlerce yoldaşımız özgürlüğe olan inanç ve tutkuyla mücadele etmiş ve şahadete ulaşmışlardır. Hem eylemlilikleri hem de yazdıkları namelerle kadınla olan yaşama aşk düzeyindeki bağlılıklarını kanıtlamışlardır. Bu yoldaşlarımız şahsında da görüyoruz ki; kadının özgürlük mücadelesi aynı zamanda erkeğin ve halkların da özgürlük mücadelesidir.

Kadının meşru savunma eksenli özgürlük mücadelesi Kürt toplumunda kalıplaşmış, feodal duygu ve yaklaşımları paramparça etmiş, silikleşen kadın kimliğine yeniden ruh kazandırmıştır. Bu bir anlamda binlerce yıldır üzeri örtülen kadın eksenli özgür, eşit, adaletli ve hakikat aşkı ile dolu olan yaşamın yeniden dirilişi ve ruh kazanmasıdır. Başını evinin eşiğinden çıkartamayan, söz söyleme hakkı elinden alınan kadınların özgürlük mekanlarına yönünü çevirmesi, silah kuşanması ve erkeklerle eşgüdüm içinde bir savaşı, mücadeleyi sırtlaması devrim değil de nedir? Bu devrimin önemi ise kadın açısından biçimsel bir devrim değil, özsel bir devrim olmasıdır. Bu şekilde olması da kendisiyle birlikte yaşamsal, toplumsal bir devrimi yaratmıştır. Bu hem Kürdistan toplumsallığı açısından hem de Ortadoğu toplumsallığı için geçerlidir. Kürdistan halk gerçekliği PKK mücadelesinin başlangıcına kadar beton altı edilmiş bir halk gerçekliğine dönüşmüştü. Bugün ise Kürt halkı, başta Ortadoğu halkları olmak üzere tüm dünya halklarına model olacak, öncü olacak durumdadır. Bu öncülüğün yegane, motor gücü ise kadın hareketidir.

Kırk yılını geride bırakan mücadelemizde hem Bakur, Başûr hem Rojhilat ve Rojava alanlarında çok somut bir şekilde gördük ki, bir toplumsal zeminde başarı sağlanmak isteniyorsa orada öncelikli olarak kadın örgütlenmesini, iradesini ve savunma gücünü oluşturmak gerekiyor. Biz de bu anlayıştan yola çıkarak savunma mücadelemizi Bakur ile sınırlı tutmadık ve YJA Star öncülüğünde Kürdistan’ın dört bir yanında kadının özgün ve özerk örgütlenmesine gittik. Ve gördük ki, kadın ordulaşması yalnızca Kürt kadınlarının ilgisini çeken bir gerçeklik değildir. Bu yüzden de katılımlar da yalnızca Kürt kadınlarının katılımı ile sınırlı kalmadı. Özgürlüğü, ahlaklı yaşamı, eşitliği arayan kadınlar yine geleceğe dair umudu olan tüm kadınlar; ister Türk, ister Arap, Fars, Süryani ister Êzidî olsun yönlerini Rojhilat’ta HPJ’ye, Rojava’da YPJ’ye, Şengal’de, Başûr’da YJŞ’ye, Bakur’da YPS JIN’e yöneltti. Kendi özgürlüklerini özgün örgütlenmede arayan bu kadınlar, aslında ‘Xwebûn’laşmanın arayışı içinde olan kadınlardır. Bu kadınlar, nasıl bir sistem tarafından kuşatıldıklarını gören, bunun karşısında sessiz kalmayan ve mücadeleye amansız bir şekilde sarılan kadınlardır.

Küresel bir saldırıya karşı, küresel bir savunma gücü oluşturulmalıdır

Bugün Ortadoğu’da adına Üçüncü Dünya Savaşı denilen bir savaş yürütülmektedir. Ortadoğu’da dengeler altüst edilmiş, insanlığa dair ne varsa ele geçirilmeye çalışılmıştır. Bunu yapan sadece bir iki bölgesel ve uluslararası güç değildir. Ortadoğu’da yürütülen savaş bizzat sistem güçleri tarafından Büyük Ortadoğu Projesi adı altında tanımlanmış küresel bir savaştır. Askeri olduğu kadar, toplumsal, tarihsel, siyasi ve ideolojik bir savaştır. Kadınlar açısından bunu görebilmek ve mücadeleyi buna göre örgütlemek çok önemlidir. Yani sistem güçleri, savaşı küresel bir boyutta yürütüyorlarsa bizler de savunma gücümüzü, birlikteliğimizi küreselleştirmeliyiz. Bu yönelimlere karşı Ortadoğulu kadınlar da ortak bir strateji etrafında birleşmeli, Kürdistan ve Ortadoğu ile sınırlı kalmamalı, dünyaya yayılan bir mücadele tarzını geliştirmelidir. Bunun mümkün olduğu defalarca kanıtlanmıştır, gerekli olan ise Ortadoğulu kadınlar başta olmak üzere kadınların kendi öz gücüne dayalı bir sistem yaratmaya cesaret edebilmesidir.

Rojava Devrimi’nde de, Şengal’in özgürleştirilme hamlesinde de açığa çıkan hakikatin çok iyi irdelenmesi, araştırılması gerekir. Tarih sayfalarına geçecek bu yaşanmışlıkların açığa çıkarttığı gerçekliklerin, sistem tarafından saptırılmadan, üstü örtülmeden incelenmesi ve tarihe mal edilmesi şarttır. Binlerce yıllık erkek egemen zihniyetin somut vücut bulmuş ifadesi olan DAİŞ çete örgütlenmesi, Ortadoğu’da hala nefes alan kadın eksenli yaşama bir saldırıydı. Bu anlamda çok bilinçlice planlanmış, örgütlenmiş bir saldırıydı. Dikkat edilirse başladığı günden bugüne kadar hiçbir zaman askeri yönelimlerle sınırlı kalmamıştır. Başta kadınlar olmak üzere, birlik ve bütünlük içinde olan halklara, onların yarattığı güzelliklere, tarihi zenginliklere, mimariye, sanata, kültüre müthiş bir saldırı söz konusu oldu ve olmaya da devam ediyor. Bu aslında insan hafızasına yönelen bir saldırı olmuştur. Özellikle 3 Ağustos 2014’te Şengal’e karşı geliştirilen saldırı, sıradan bir saldırı değil; tam tersine çok bilinçlice planlanmış, örgütlenmiş bir saldırıydı. Burada Êzidî halkımızın katledilmesi aslında insanlığın katledilmesi anlamına gelmekteydi. Êzidî yaşam kültürü, coğrafyamızın en kadim, en değerli ve anakadın etrafında şekillenen, kapitalist moderniteye karşı kendisini koruyan ve dağ eteklerinde yaşayarak kendisini sisteme karşı savunan bir yaşam kültürüdür. Bu yaşam kültürünün 21.yüzyılda dahi kendisini koruyarak sürdürmesi, demokratik modernitenin bu topraklarda hala yaşam bulduğunun bir göstergesiydi. Ki, bu durum da kapitalist modernite için bir tehdit anlamına gelmekteydi. Eğer Şengal’e dönük saldırılar zamanında engellenmeseydi ve önü alınmasaydı bugün insanlık adına çok daha büyük kayıplar verilmiş olacaktı. Şengal’e, orada yaşayan halka, kadınlara, çocuklara yeniden yaşam umudu olan yine savunma güçlerimiz oldu. YJA Star öncülüğünde geliştirilen direniş ve mücadele sonucunda Êzidî halkımız daha büyük bir katliamdan kurtarıldı. Tabii burada daha da önemli olan Şengal’de yaşanan bu askeri kazanımların kendisiyle birlikte Êzidî toplumunda yarattığı değişim dönüşümdür. Kendisini korumak için yüzyıllarca içe büzülen, muhafazakarlığını koruyan ve kendi özsavunmasını dahi yapamayan bu toplum, çok kısa zaman içinde kendisini her anlamda örgütleyerek, demokratik bir yaşam sistemi oluşturmaya başlamıştır. Şengal’de yaşam bulan bu sistemin öncülüğünü de kadınlar yapmaktadır. Burada kendisini örgütleyen kadının mücadelesi ve yarattığı sonuçlar kendisini çok çarpıcı bir şekilde açığa çıkartmış, bu anlamda özgürlüğün mümkün olduğunu kanıtlamıştır.

Özsavunmaya dayanmayan hiçbir mücadele nihai zaferi yakalayamaz

Aynı durum Rojava Devrimi için de geçerlidir. Yıllarca Baas rejiminin tehdidi ve baskısı altında yaşayan halklar ve kadınlar, YPJ öncülüğünde gelişen direniş ile yeni ve özgür bir yaşamın kapısını araladı. Bu devrimde kadınlar, analar en ön cephelerde, ellerinde silahlarla DAİŞ güruhuna karşı direndi, direniyorlar. Ki bu Efrîn örneğinde çok somut bir şekilde görülmüştür. Bu aslında erkek egemen sisteme karşı bir direniştir. Bu anlamda ‘Rojava Devrimi bir kadın devrimidir’ tespiti, yerinde ve doğru bir tespit olmaktadır. Kadın öncülüğünde gelişen direniş her alanda müthiş değişim ve dönüşüm yarattı ve bu dalga dalga tüm bölgeye, dünyaya yayıldı. Tabii burada şu çok önemli bir noktadır; Rojava’daki kadın direnişi sadece savaş eksenli değildi; bir de hayal ettiği, her gün umut ile beklediği, geçmişin sesi ve soluğu olan bir yaşamın ağlarını da örüyor ve bunun için de direniyor, mücadele ediyordu. Ve bu mücadeleyi yalnızca karşısında savaştığı DAİŞ’e karşı vermiyordu; sağında, solunda, önünde, arkasında duran her türlü erkek egemen zihniyete karşı veriyordu. Vermiş olduğu bu mücadele ile de tüm bentleri yıkıyor, her türlü gerici zihniyeti yerle bir ediyor ve erkliğe-erkekliğe dayanan her türlü anlayışı bertaraf ediyordu.

Tabii şunu unutmamak gerekir; ne Şengal’de yaşanan kadın öncülüklü direniş ne de Rojava Devrimi’nde yaşanan kadın devrimi öncesiz ve tarihsizdir. Çok büyük bedellerle kazanılmış bir mirasın kazanımlarıdır. Özellikle Bakurê Kurdistan’da gelişen kadının öz gücüne, öz iradesine dayanan mücadele ve direniş anlayışı bugün elde edilen değerleri yaratmanın zeminini olmuştur.

Yaşanan tüm bu gelişmeler bizlere şunu çok net bir şekilde gösterdi; özsavunmaya dayanmayan hiçbir mücadele nihai zaferi yakalayamaz. Kürdistan ve Ortadoğu’da yaşanan çok büyük gelişmeler ve ilerlemeler olmasına rağmen kadınlar bugün hala baskıyla, katliamla, cins kırımıyla, cinsiyetçi yaklaşımla, katliamla yüz yüze kalmaktadır. Elbette oluşturulan bir özsavunma sistemi mevcut ve büyük etkiler yaratmaktadır ama ne kadar yeterli olduğu tartışılırdır. İşte özsavunma konusunu bu eksende alıp değerlendirdiğimizde eksik ve yetersizliklerimizi çok daha iyi görebiliriz. Özgürlük mücadelemiz elli yıla yakındır demokratik ulus mücadelesini yürütüyor. Bu mücadelede en önemli şey özsavunma bilincini geliştirmektir. Bugünkü mevcut duruma baktığımızda da şunu çok iyi görüyoruz; egemen devlet güçleri hala Kürt halkına karşı imha amaçlı saldırmaktadır. Eğer biz demokratik ulusu bir gerçeklik haline getirmek istiyorsak, o zaman kadının özgürlüğünü yaratmalıyız. Kendisini özgürleştiremeyen, özgücünün yaratacağı potansiyeli göremeyen, kendi savunma gücünü yaratamayan kadın; ne ulusallığı ne de toplumsallığı yaratamaz. Kadın kendisini ne zamanla ne mekan ve ne de koşullarla sınırlamamalıdır. Kendisini sınırlayan, sadece fiziksel yaşamını sürdürmeye çalışan, erkek güdümlü hareket eden kadın, aslında kendinden, yaşamdan, özgürlükten vazgeçen kadındır. Bu kadın gerçekliğiyle bir topluma öncülük yapılamaz.

Topluma, özgür yaşama ve geleceğe öncülük yapacak olan kadın modelini aslında çokça ifade ettik. Bakurê Kurdistan’da yaşanan ve geçtiğimiz günlerde ikinci yıldönümüne giren özyönetim direnişleri, özsavunma direnişinin en çok somutluk kazandığı alan oldu. Eksiklik ve yetersizliklerimizi burada daha açık bir şekilde görebiliriz ama bir özsavunma savaşının gelişmesinde kadın nasıl bir rol oynamalıdır, nasıl bir mücadele ve kahramanlık sergilemelidir bunu da çok net bir şekilde gördük. Bu anlamda özyönetim direnişlerinde kahramanca şahadete ulaşan Nucanlar, Rûkenler, Zeryanlar, Axînler, Fatma, Sêvê ve Pakizeler direnişleriyle bizlere perspektif sunmuşlardır. Faşizme asla ve asla boyun eğmeyeceklerini defalarca vurgulayan, savaşa katılmayı, öncü olmayı istemekle kalmayan, bunu dayatan ve bu uğurda yaşamlarını feda eden bu yüce kadınlar bizler için birer manifestodur. Onların mirasına sahip çıkmak; Kürdistan’da demokratik özerkliği, Ortadoğu’da Demokratik Konfederalizmi yaratmakla mümkündür.

Özsavunma savaşında esas almamız gereken tarz Zîlan çizgisinde mücadele tarzıdır

Her mahallede, her köyde, ilçede ve ilde özsavunma güçlerini örgütlemek ve bunun sadece askeri boyutu ile sınırlı kalmamak, özellikle toplumsal, siyasi ve en önemlisi de ideolojik ayağını oluşturmak çok önemli bir husus olmaktadır. Burada kadınların kendi özgünlüklerini ortaya koyarak, erkeklerin çizmiş olduğu tüm sınırları alt etmesi ve kendi mücadelesini örgütleyerek yürütebilmesi çok önemlidir. Burada önemli bir hususa daha vurgu yapmalıyız. O da bundan sonra özsavunma savaşında esas almamız gereken tarz, Zîlan çizgisinde mücadele tarzıdır. Zîlan tarzı mücadele; düşmana, erkek egemen gericiliğine, kapitalist modernitenin dayattığı her türlü çirkinliğe vuralabilecek en büyük darbenin tarzıdır. Ancak böylesi bir özsavunma savaşı ile kazanım elde edilebilir. Çünkü; Zîlan tarzı mücadele salt askeri bir mücadele tarzı değildir. Birebir özgürlüğü hedefleyen, ahlaki ve politik toplum yaşamını kendisi için bir amaç edinen ve kadının öz gücüne sonuna kadar inanarak, etik ve estetiğe dayalı bir savaş, bir mücadele tarzıdır. İşte Zeryanlar da bu mücadele tarzının mirasçısı olarak özsavunma savaşını geliştirip geleceğe dair umutlarımızı daha da büyüttüler.

Dikkat edilirse, Kürdistan’da başlayan özyönetim mücadelesinden sonra devletin kadına dönük yönelimleri daha da artmış, hem kadın katliamları hem tecavüz olayları hem de asimilasyon, ajanlaştırma faaliyetleri daha da yoğunluk kazanmıştır. Bu aslında gelişmelerden ve direnişlerden duyulan korkunun bir ifadesidir. Kadının geliştireceği toplumun özgür ve iradeli bir toplum olacağını bilen ve bunu kendisi için bir tehdit olarak gören devlet güçleri her zaman olduğu gibi ilk olarak kadını ve onun yarattığı özgürlük değerlerini hedef haline getirmiştir. Kadınları eve ya da daha doğrusu sisteme mahkum etmeye büyük bir özen göstermiştir. Bunu askeri yöntemlerle saldırarak yaptığı kadar, özel savaş yöntemlerini kullanarak da yapmakta, bu şekilde sonuç almaya çalışmaktadır. Buna karşı kadın özgürlük savaşçıları hiçbir şeyden ödün vermemiş ve mücadelesini sürdürmeyi esas almıştır.

Tabii özsavunma direnişlerinin şehirlere taşırılması Rojava Devrimi’nde çok büyük etkiler yarattı. Bunu doğru ele alıp değerlendirdiğimizde çok önemli sonuçlar elde edebiliriz. Özellikle devrimin ilk günlerinden itibaren silah kuşanan analar, gözünü kırpmadan DAİŞ’e karşı savaşan genç kadınlar sadece Ortadoğulu kadınlara değil, tüm dünya kadınlarına hem umut hem de ilham kaynağı oldu. YPJ içerisinde gün be gün artan kadın katılımlarının en önemli özelliğinden biri de bu kadınların yalnızca Kürt olmaması, Arap, Türkmen, Süryani, Türk ve daha farklı halklardan olmalarıdır. YPJ kimliği giderek bölgesel ve uluslararası alanda büyük bir yankı uyandırdı. Kadın konusunda en krizli halklardan biri olan Arap toplumunda dahi büyük bir devrim yarattı. Öncelikle YPJ içerisinde yer alan Arap kadınlar daha sonra kendi taburlarını oluşturdu. Şu anda Kürt, Türk, Türkmen, Arap ve farklı etnisitelere ait birçok kadın tüm dünyanın gözlerini çevirdiği Rojava devriminde yerini almakta ve öncülüğünü yapmaktadır. Bu aşamaya gelen bir mücadeleyi küçümsemek, görmezden gelmek ve yok saymak beyhude bir çabadır. Türk devleti bunu yapmaya çalıştı ve özellikle Qereçox’a yaptığı saldırıda kadın güçlerini hedef alarak intikam almaya çalıştı. Bu durum bile kadının ortaya çıkarttığı potansiyeli gözler önüne sermektedir. Bu anlamda yaratılacak her kadın örgütlülüğü önemlidir, hayatidir.

Toplumsallığa dayanan mücadele tarzı kazandıran mücadele tarzıdır

Kürdistan’ın dört bir yanında kendisini örgütleyen özsavunma güçlerimiz, Saralardan, Nalînlere, Delallere ve Gülnazlara kadar uzanan büyük emeğin, mücadelenin, kavganın sonucudur. Bu emek ve kavga yalnızca askeri alanda yürütülmüş ve değer kazanmış değildir. Toplumun her alanında yürütülen bir mücadeleyle kazanılmıştır. Belki de Kürdistan’da kadının öncülüğünde gelişen gerilla örgütlenmesinin diğer gerilla örgütlenmelerinden en temel farklılığı da budur. Hem öncü komutanımız olan Sara Yoldaş şahsında hem de Nalîn, Delal, Gülnaz, Berçem ve daha birçok yoldaş şahsında bunu çok net bir şekilde görmek mümkündür. Sara Yoldaş mücadeleye katıldığı ilk günden itibaren hiçbir görevden kendini uzak tutmamış, mücadelenin her alanında yerini almış, askeri alandan ideolojik siyasi alana, diplomasiden toplumsal alana kadar her alanda görev ve sorumluluklarını yerine getirmiştir. Bunu başarmak önemlidir. PKK’yi ayakta tutan kendisini bu temelde örgütleyen militan gerçekliğidir. Bu militan gerçekliği bugün Ortadoğu’da ve dünyada birçok dengeyi değiştirebilecek, birçok gidişatın seyrini yönlendirebilecek bir güce sahiptir.

Özellikle kadın öncülüğünde gelişen mücadelemiz, Ortadoğu’da birçok şeyi değiştirebilecek güce sahiptir ki muazzam değişimleri de yaratmıştır. Çünkü Ortadoğu toprakları toplumsallaşmanın başladığı topraklardır; bu anlamıyla ana-kadın ekseninde örülen yaşam kültürünü bağrında taşıyan ve demokratik, özgür toplumun anavatanıdır. Eşitlik, adalet, demokrasi, hak, ahlak, politika sanat en çok bu topraklarda yeniden doğru bir anlama kavuşabilir. Nasıl ki, demokratik uygarlık binlerce yıl önce bu topraklarda yaşam bulduysa bugün de bu topraklarda büyüyecek, serpilecek ve kendisini alternatif yaşam haline getirecektir. Önderliğimizin yaratmak istediği demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü toplumun bu anlamda bir ütopya değil, bir hakikat olduğunu kanıtlamıştır. Bu hakikati yaratmak da aşkla mücadeleye sarılmayı gerektirmektedir. Kadın gerillacılığı bu topraklarda geliştikçe, Kürt kadınları ve tüm bölge kadınları daha da bilinçlenmiş, yeniden doğuşu yaşamış ve özüyle buluşmuş, irade kazandırmış ve bu anlamda devletçi egemen zihniyete büyük bir darbe vurmuştur. Bu da yürüttüğümüz Özgürlük Mücadelesi’ne ivme kazandırmıştır.

Kürdistan Kadın Özgürlük Mücadelesi gücünü Önderliğimizin yaratmış olduğu özgürlük ideolojisinden almaktadır. Başarısının yegane nedeni de budur. Toplumsallığa dayanan bir mücadele tarzı her zaman kazanan mücadele tarzıdır. İktidara dayanan bir mücadele tarzı ise ilelebet kaybetmeye mahkumdur. Bunu en somut haliyle Rojava Devrimi’nde ve açığa çıkarttığı sonuçlarda görmek ve değerlendirmek mümkündür. Rojava’da Kürt kadının öncülüğünde yaşanan gelişmeler, bugün herkesin gündeminde olan, tartışılan ve alternatif bir yaşam modeline dönüşen gelişmelerdir. Özellikle Kürdistan ile kendisini sınırlı tutmayan askeri, siyasi, toplumsal yapılanması bölge halkları için umut olmuştur. Bu umudu yaşamsal kılmak bizim en temel görevimizdir.

Bizler de bu görevi Önderliğimizin yarattığı özgür yaşam felsefesiyle, Egîd ve Zîlan yoldaşların savaş ruhuyla yerine getirmeye, bu temelde Önderliğimizin özgürlüğünü yaratmaya söz veriyoruz. 15 Ağustos Atılımı’nın 35. yılında Saraların, Hêlînlerin, Nalînlerin, Delallerin, Azê, Berçem ve Gülnaz yoldaşların izinde mücadeleyi yürüterek zaferi garantileyecek ve Kürdistan’da demokratik özerkliği, Ortadoğu’da demokratik konfederalizmi yaşamsallaştıracağız.

ZOZAN ÇEWLİK