Ortadoğu’da Halkların Ortak İradesi Olan Demokratik Ortadoğu Konfederasyonu Kazanacaktır

guncel

Önderliğimiz ve hareketimiz üzerinde yürütülen tecrit ve komplo devam ederken tüm bu gerçeklik karşısında direnen bir ruh ve irade de söz konusudur. Topyekûn bir ideolojik saldırıyla hareketimize yönelen hegemon güçler hareketimizin öncü kadrolarına karşı para ödülü koyarak çirkince bir saldırı konsepti düzenlemişlerdir.

Bu ahlak dışı saldırı özünde komplonun devamıdır. Başka yöntemlerle sonuç alamayan kapitalist güçler böylesi ahlak dışı yöntemleri seçerek sonuç alabileceklerini düşünmektedirler. Bir halkın değer yargılarına saldırmak egemenlerin vazgeçmediği bir soykırım yöntemidir. Bu saldırı karşısında Kürt halkı sessiz kalmamış kendi öz savunmasını yaparak toplumsal ve ahlaki reflekslerini göstermiştir. Bu yönelim psikolojik ve özel savaşı Kürt halkı üzerinde derinleştirmek ve etkisizleştirmektir. Halkımız ve hareketimiz bunu boşa çıkaracak bir politik bilince ve duyarlılığa sahiptir. Nitekim de öyle oldu.

Ortadoğu eksenli yürütülen savaş her geçen gün daha fazla derinleşmekte ve kendi içinde birçok riskleri barındırmaktadır. Bu savaş kuşkusuz hegemonik güçlerle ve bu güçlere göbekten bağlı olan devletlerarasında yürütülmektedir. Savaşın yeni bir aşamaya girdiği tartışmasızdır. İlk aşamada DAİŞ’in yok edilmesi hedefteydi. Önderliğimizin de Ortadoğu’nun JİTEM’i olarak adlandırdığı ve halkları bitirmeyi hedefleyip İslami görüşle hiçbir alakası olmayan DAİŞ nihayetinde büyük bir direniş ve özgürlük tutkusuyla Kürtler tarafından gücü kırıldı. Yani özcesi bu dünya Kürtler tarafından ve Kürdün mücadele çizgisini haklı bulan bu anlamda ortaklaşan halklar tarafından kurtarıldı. QSD ve etrafta yaşayan halklar kendi öz yönetimlerini ilan ederek kendi demokratik seçimlerini gerçekleştirmiştir. Bu da bize savaşın ikinci aşmasını gösteriyor. Demokratik Suriye Federasyonu aslında özerk bir örgütlenme ve aslında var olan kaos bir çözüm olurken buna ilgi ve alakada büyüktü. DAİŞ’e karşı sözde savaşta direnen güçleri ve Kürtleri benimserken bu savaşta iradeleşen ve güçlenen halklara karşıda yeni bir pozisyonda alan hegomanik güçler her sıkıştığında Kürtleri kullanarak yeni savaş alanları açmaktan da geri durmadılar.

Özellikle Rusya, yanına Türkiye ve İran’ı da alarak Suriye’de ki etkinliğini daha da genişletmek için yoğun diplomasi çalışmaları ve ekonomik projelere imza atıp Esad rejimini daha güçlü göstermek için Türklerin çeteler üzerindeki etkinliğini kullanmaktadır. Nerde çıkar orda Ruslar olduğu için çetelerin elindeki alanları ele geçirmeyi amaçlamaktadırlar. Mevcut durumda Türk devleti Suriye’de ki politikalarından dolayı bir tıkanmayı ve çözümsüzlüğü yaşamaktadır. Dolayısıyla Rusların bu yaklaşımını kabul etmekten geri kalmamaktadır. Rusya İran ve Türkiye’nin yardımıyla savaşı kriz ve kaosu egemen olduğu yerlerden uzaklaştırıp savaşı ve krizi Minbiç ve Fırat’ın doğusuna yönlendirmek istiyor. Ruslar Kürtlerin statü sahibi olduğu yerleri almayı hedeflemektedir. Kürtleri sadece bazı bireysel ve kültürel haklarla sınırlamak yine Kürtlerle, Amerika’yı karşı karşıya getirerek sonuç itibariyle Fırat’ın doğusunu Esad rejimine devir etmek istemektedir. Ruslar şunu çok iyi bilmektedir ki çok yönlü ve demokratik bir Suriye onun çıkarına göre değildir. Denetim ve kontrol altında olan ve tek kişi tarafından yönetilen bir Suriye Rusya’nın çıkarına daha fazla hizmet eder.

Kapitalist güçler her ne kadar kendi içlerinde çelişki ve çatışma yaşasalarda bu çelişkiler ideolojik değil çıkar ve paylaşım savaşlarıdır. Kürtlerin varlığı direnişi ve mücadelesi kapitalist sistem karşısında bir alternatiftir. Bunun için Kürtlerin tasfiyesinde ortaklaşmaktadırlar. Yürütülen bu savaş kuşkusuz Ortadoğu’nun siyasi haritası ve coğrafyası üzerinedir. Dikkat edelim kimse artık Esad rejiminin nasıl biteceği ve sona ereceğinden bahsetmiyor daha çok yeniden şekillenecek olan Suriye de Kürtler nasıl yer alacak ne olacak temel gündem bu olmaktadır. Kürtler ve Kürtlerle demokratik çıkarları olan güçlere karşı egemenler yeni bir paylaşım konseptle pratik zeminler atmaya başladı. Son dönemlerde gerçekleşen Tahran zirvesinde Rusya-İran-Türkiye kendi aralarında anti Kürt konseptinde anlaştılar. Bununla bağlantılı olarak AHİM’in kararı ve Türkiye ile olan görüşmeler Rojava ve Kuzey Suriye üzerinde gelişen tehditlere karşı başka güçler “ Kürtler önemlidir” fakat bunun karşısında da geliştirilen hiçbir şey yok. Elbette Kürtler tümden gözden çıkarılmamış ama şunu çok iyi anlamaktayız ki Kürtlerin güç olmasını da istemiyorlar.

Amerika başkanı Trump bir yandan sanki Kürtlere hayranmış gibi sözler sarf ederken diğer yandan da Efrin’de eylemlerin olmaması için elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Yani en iyi Kürt onlara göre hareket eden ve eylem yapmayan Kürt’tür. Direnmeyen kendi öz savunmasını yapmayan kürdü yaratmaya çalışmaktadır. Bu konseptle bölgedeki halklar ve Kürtler üzerine sinsi politikalarla halkları bir politik ve siyasi araç olarak kullanmak istemektedirler.

Sonuç itibariyle Rojava Devrimi, DAİŞ karşısında büyük direnişle Kuzey ve Doğu Suriye de stratejik alanların birçoğu öz yönetimin eline geçti. Kürtlerin resmi statüsü ve siyasi iradesinin tanınması Ortadoğu’da ki devletler içinde önemli bir etkide bulunacaktır. Bunun farkında olan hegemon güçler Kürtlere sadece bazı haklar tanıyarak sınırlandırmaktadır. Yani Kürtlerin siyasi iradesi ve resmi statüsünü kabul etmiyor. Rojava’nın siyasi statüsü kabul edilirse Suriye, İran, Türkiye, Rusya ve Amerika için büyük bir risk oluşturmaktadır. Şu çok açıktır ki bundan korkmaktadırlar. Korkuyorlar çünkü Kürtler statü elde ederlerse siyasi iradeleri resmileşirse diğer halkları da önemli oranda etkileyecek ve aynı zamanda diğer parçalar üzerinde de etkili olacaktır. Egemen güçler çok iyi biliyor ki DAİŞ’in yenilgiye uğramasında ve Suriye’de çözümün gelişmesinde en etkili güç Kürtlerdir. Federal sistem halklar için en ideal çözüm modeli olmak kadar ortak yaşam ve özgürlük anlayışını da geliştiriyor. Ne Rusya, nede Amerika federal bir sistem istememektedir. Bu nedenle Suriye ve QSD arasında bir savaş çıkarabilir bu ihtimal dâhilindedir.

Diğer taraftan İran’a baktığımızda üzerinde ki ambargo ve halkın rahatsızlıkları ekonomik ve toplumsal sorunlar büyürken bundan dolayı Kürtleri kendi kontrolünde tutmak istemektedir. Çünkü Kürtler bölgedeki en dinamik muhalefet güçtür. Her ne kadar İran Kürt Özgürlük Hareketi üzerine ciddi bir savaş başlatmasa da bu konuda ciddi fikir sahibi oldukları söylenebilir. İran her ne kadar bir savaş başlatmayı şu an için çıkarlarına uygun görmese de Türkiye ile yaptığı görüşme ve ilişkilerinde istihbarata dayalı verdiği bilgilerle Türkiye’ye saldırı zemini veriyor. Halk ve zindanlarda ki saldırıları gözlemlediğimizde bunu rahatlıkla görebiliriz.

Irakta yeni hükümet kurma çabaları var olan krize rağmen ancak oluştu. Bilindiği üzere Irakta ekonomik bir kriz var. Şu an itibariyle Irakta demokratik bir gelişimin beklenmesi mevcut koşulda zor görünmektedir. Burada da her an yeni bir savaşın çıkması an meselesidir. Merkezi Hükümet ile Güney Güçleri arasında çelişkilerde halledilmiş gibi görünüyor. Fakat güney güçlerinin kendi arlarındaki hastalıklar ve çelişkilerde bir sonuca ulaşmamıştır. PDK ve YNK arasında Irakta cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ciddi bir rekabet vardı. Öyle anlaşılıyor ki uluslararası güçler YNK için karar aldılar. Fakat hükümetin oluşmasında PDK daha görünür avantajları eline geçirdi. Kerkük konusunda PDK ve YNK arasındaki anlaşmazlık devam ediyor. Berhem Salih’in Cumhurbaşkanlığına gelmesi yine seçimlerde YNK’nin ikinci parti olarak çıkması bize şunu gösteriyor ki uluslararası ve bölgesel güçler YNK’nin çok güçsüz olmasını istemiyorlar. Fakat şu da var ki YNK kendi içinde çok fazla birlik ruhu yoktur. Özellikle Türkiye PDK yoluyla YNK üzerinde etkili olmak istiyor. Bu gerçekliği göz ardı etmeden siyasi bir yaklaşım içinde olmak ulusal birlik ekseninde YNK ve Güney Kürdistan’daki partiler ve toplumsal kesimlerle ilişki içinde olmak önemlidir.

Türkiye’nin hem içte hem de dışta yaşadığı ciddi krizlere rağmen, temel önceliği Kürdün tasfiyesidir. Geliştirdiği bütün ittifak ve anlaşmalar esasta bu temele dayanmaktadır. Kürtlerin siyasal bir irade olarak varlık göstermemesi temelinde bir politika yürütüyor. AKP-MHP faşist iktidarı arasında bazı konularda anlaşmazlıklar var. Af konusu, Danıştay kararı vb. konularda anlaşmazlıkları olsa da var olan bu çelişkiler ideolojik temelli çelişkiler değildir. AKP –MHP faşist rejimi, Kürt karşıtlığı, ırkçılık ve farklılıkları yok saymada aynı zihniyeti paylaşmaktadır. Özellikle yerel seçimlerde Kürtlerin oylarının belirleyici olacağının farkındalar. Yine Kürt toplumunda bu zihniyete ve uygulamalarına karşı büyük bir öfkenin biriktiğini görüyorlar. Bununla birlikte İstanbul, İzmir ve Mersin gibi büyük metropollerde Kürtlerin oy potansiyelinin güçlü olduğunun farkındalar. Bunun üzerinden siyaset yapmak için, AKP’nin birçok kez başvurduğu sanki Kürtlere yaklaşımda MHP’den farklıymış gibi bir taktik izlemek istemektedir. Milliyetçilik konusunda MHP’ye karşı çıkmış gibi gösterilmek isteniyor. Oysaki en faşist ve şoven milliyetçiği uygulayan ve bu konuda MHP’den hiçbir farkı olmayan AKP’nin kendisidir. CHP de bu konuda hemen üzerine atlayarak sanki AKP Kürtlerle yeni bir süreç başlatıyormuş gibi söylemlerde bulunarak aslında en iyi milliyetçiliği kendisinin yaptığını kanıtlamaya çalıştı. Oysaki AKP-MHP faşist iktidarının temeli Kürt özgürlük hareketinin ve Kürtlerin tasfiyesi üzerinden inşa edildi. AKP’nin Kürt politikasında değişime gitmesi bütün hedeflerinin boşa çıkması anlamına gelecektir. Dolayısıyla oynanan bir taktik oyundur. Faşist Erdoğan’ın Kürtlere, kadınlara, bütün demokratik kesimlere karşı geliştirdiği politikaların hiçbir koşul ve şart altında unutulması mümkün değil. Dolayısıyla Anti-faşist, anti-milliyetçi kesimlerin birliği bu süreçte çok önemlidir. Erdoğan diktatörlüğüne karşı ulusal ve uluslararası düzeyde kadın tavrını geliştirmek, katliamcı, kadın karşıtı bu politikaları teşhir etmek önemlidir.

Yılın başından itibaren bütün ekonomisini savaşa ve kendi özel harcamalarına yatıran Erdoğan ülkeyi adeta bataklığa sürüklemektedir. İttifaklarla ayakta durmaya çalışan bir hükümet söz konusudur. Son süreçte Rusya yaptıkları doğal gaz boru hattı karşılığında savaşı teknikle kazanmak için birçok anlaşma yapmakta bunun da adını ülkeyi kalkındırma projeleri diyerek milleti kandırmaktadır. Son süreçlerde gerilla tarafından gerçekleşen Be Sosın eylemi aslında AKP’yi şok etmek kadar gerillanın da modern silahlarla güçlü eylemler yapabildiğini kanıtlamıştır. Erdoğan ve yardakçıları utanmadan cephane de mühimmat patladı demekten kendini alıkoymamış ve halkı böyle kandırmaya çalışmışlardır. Gerilla sadece karadan değil havadan da etkili eylemler yapabileceğini ispatlamıştır. Yine geçen dönemde Gabar’da YJA STAR güçlerinin gerçekleştirdiği eylem mevsim koşulları da göz önünde bulundurulduğunda gerillanın her koşulda düşmana etkili darbeler vuracağını ispatlamıştır. Eskiden düşman gerilladan karadan korkuyordu şimdi ise havadan da korkuyor. Kürt özgürlük gerillası her zorlu koşul altında Delallerin, Berçemlerin, Medyaların, Gülnazların, Jindarların, Atakanların, Zekilerin mirasına sahip çıkacaktır.

Eylem Roni