Rêber APO’yla Varolduk

Ronahî Serhat

onderlik kadinin dilinden1Geçen yüzyılda dikkate alınabilecek cesur adımlar atan, savaş ve mücadele gerçeği içinde adeta kendini küllerinden kendini yeniden yaratan Kürt kadınları, yaşadığımız yüzyılda kapitalist moderniteye meydan okumaktadır. En cüretkâr girişimlerle zihni, kültürel,

yapısal sınırları radikal sorgulamakta ve sınırları tanımamaktadır. En dipteki varlığın başkaldırısı bu gün tüm ezberleri bozmakta, sarsmaktadır. Ortadoğu'nun değişim gücü olarak ortaya çıkarak ve tüm dünyanın ilgisini çeken kadın özgürlük mücadelemiz nasıl bugünlere geldi? İlgililerince hala anlamaya ihtiyaç duyulan  ve araştırıldıkça derinleşmeye daha fazla iten kadın özgürlük sorununun çözümünde kat edilen mesafe devrim niteliğindedir. Çekim merkezi, değişimin dinamiği olan kadın özgürlük mücadelesi nasıl ortaya çıktı diye sorulabilir. Bunu anlamak Önderlik gerçeğini anlamaktan geçmektedir.

Önderlik gerçeği bizim hakikatimizdir

Biz kadınların özgürlük hikayesi Rêber APO’nun çocukluk arayışıyla başlar. Çocukluk evresindeki çelişkiler, tepkiler, arayışlar saftır, doğaldır, hakikidir, tamamen insanidir. Bariz olanı görüp olduğu gibi kabul etmek istemeyenler, anlamak isteyenler soluksuz, sonsuz ardına düşenler bu çelişkiyi tanımladı.  Önderliğimiz bir karmaşık, kaoslu, belirsiz hem var hem yok hükmündeki yaşamı yani kadını çocukluğunda hayretle karşıladı. Hayretlerinin ardına düştü, kuşkularını hiç terk etmedi, tanımlayıncaya kadar takipçisi oldu. Önderlik eşit, özgürlükçü, kadınla arkadaş, dost, çevreyle uyumlu, şiirsel yaşamın olabileceğine hep inanarak mücadele sürdürdü ve en büyük gerekçesini ‘çocukluk hayallerim’ olarak tanımladı. Önderliğimizin çocukluktan başlayan nasıl bir yaşam, nasıl bir kadın, nasıl bir toplum sorusuna devrimle cevap oluşturması işte böyle başlamıştır. Çocuklukta başlamıştır. Bizim de kendi olma, örgüt olma, mücadele etme hikayemiz buradan başlar.  Önderlik gerçeği bizim hakikatimizdir.

Bu denli sarsıcı olan çelişki hayatın başlangıcını yaratan kadının içine düşürüldüğü ağır baskı ve kölelik durumuyla ilgilidir. Anayla girilen kavgalar, basit bir çocuk-ana çelişki-ilişkisi olmayıp güçlü bir ret vardır. Mevcut verili toplumun ilişkilerini, kadınlık, analık, babalık, erkeklik rollerini, geleneklerini ret vardır. Aynı zamanda anaya olan sevgi, bağlılık, bir bakraçtan içilen suyun tadını hiç unutmamak sade, doğal olana, emeğin güzelliğine olan özlemdir. Tüm anaların özlemine cevap olma arayışıdır. "Ne anamın istediği gibi bir evladı olacaktım ne de verdiği yaşam derslerini unutacaktım" söylemi öze ulaşmakla ilgilidir. Önderlik en büyük öğretmeninin anası olduğunu bilir. Tanrıçanın en silik ardılı olarak tanrıçalık gücünden düşürülmüş kadın-ananın ve onun etrafında şekillenen ana-kadın toplumundan eser kalmadığını bilir. Yine de neolitik değerler köy toplumunda yaşatılsa da içe kapanık, dayanma gücünü yitirmiş, kendi bireyine vereceği bir şeyi kalmamış toplum ve kadını da tanır. Mevcut aile ilişkileri hiç ilgisini çekmez, ana-baba kavgalarını çaresizlik, çözümlük olarak görür. Ailenin kendisine vereceği bir şeyi olmadığını bildiğinden tüm gününü, zamanını aile dışındaki köy ortamında vadileri, bayırları, tepeleri dolaşarak, oyun arkadaşlarını oluşturarak, oyunlarını kurarak ve bu oyunlara kız çocuklarını dahil ederek geçirmiştir. Kendi zamanında bariz bir feodal ya da bürokratik baskıcı otoriteyle tanışmamış, görece özgür biçimde yaşayan, ölgün, pasif ama emeğiyle yaşamını geçindiren çiftçi ve dışarıya ırgatlığa giden yoksul ailelerden oluşan kendi halinde, dışa kapalı köy ortamında kendini var etmenin amansız bir arayışına sahiptir.  Kız çocukları oyun arkadaşlığından, ne olduğu belli olmayan ritüel de denilmeyecek bir halde oyundan alınıp ‘artık evlendi’ denilerek erkeğin mülkü olarak eve kapatılmalarına hiç razı gelmez ve unutmaz. Ve bizim kadın özgürlük hikayemizde burada başlar. İşte bu yüzden bizler de felsefik, ideolojik ve siyasal anlamda 4 Nisan'ı kadının doğuş günü olarak kutlarız.

Önderlik, çelişkilerine, arayışlarına ideolojik, siyasi tanım, tahlil geliştirdikçe yoğunlaşmalarını parti kurma aşamasına getirdi. Ezilenleri, ezilen kadını, ezilen ulusu, ezilen sınıfları, kesimleri temsilen öncü ideolojik bir parti olarak şekillense de kurulan bir partiden çok daha fazlasıydı. Bunu zamanla Önderliğin kendisi, kadınlar, halkımız, Ortadoğu halkları ve dünya kamuoyu çok daha iyi anladı. Sömürge Kürt ve kadın sorununu merkezileştirerek özgürlük, kurtuluş mücadelesine öncülük etmek işin görünen kısmı olsa da uğraşılan iş daha derinlikliydi. Ortada yeni bir doğuş gerçekleşmekteydi.

Adına ikinci doğuş dediğimiz; varlığın tüm tarihsel-toplumsal değerlerini özgürce yaşamak için mücadeleyle kendini yeniden yaratması gerçekleşiyordu. Önderlik, çocukluğundan itibaren kendisini yaratma eylemi içindedir. Bu eylemini, partinin kuruluşuyla ikinci doğuş eylemi olarak gerçekleştirmiştir.  Katı inkarcı, soykırımcı devlet ve siyasal sistemine karşı varlığı ispata yönelme, irade kazandırma, mücadele gücünü açığa çıkarma, sorunun ne olduğunu muhataplarıyla birlikte tanıtma, kabullendirme, meşruluğunu, haklılığını ortaya çıkarma sürecidir. Bunun için ideolojik, siyasi olarak kendini sağlam oluşturma, savunma ve pratikleştirme sürecidir. Teori ve pratiğin, söz ve eylemin bütünlüğünün hep esas alınarak akmasıdır.

Kendi olmaktan çıkarılmış kadınlık, erkeklik, hiçbir değere bağlanmamış, her yere savrulmaya açık, sömürgeciliğin ağır baskısı altında varlığı her gün dumura uğratılan, değersizleştirilen, anlamsızlaştırılan, bir o kadar da gizli, yasaklı tutulan, dile gelişi ölümle darbelenen kimliğin dile gelişi, kimlik ispatı kolay olmamıştır. Kürtlük için varlığını kanıtlama ne denli zor ise, kadın için egemen erkek sistemi karşısında ve yine ataerkil kültür kurumunun başında gelen devlet, aileye karşı cinsiyetçi kültüre karşı kendini var etmesi Önderliğimizle daha grup aşamasında başlamıştır. Kürdistan’da kadınların ilgisi grup döneminde gelişir. Sara-Sakine Cansız yoldaş başta olmak üzere sayısız birçok kadın yoldaşımız, yurtsever, militan olarak partiye akın etmiştir. 

 

PKK bir kadın partisi olarak şekillenmiştir

Kürdistan’da yoğun baskı ve feodal gelenek altında yaşayan kadının devrime, toplumsal mücadeleye ilgi duyması başta hoşgörüyle karşılanmamıştır. Faşist Türk devleti ve diğer sömürgeci İran, Irak, Suriye devletlerinin, uluslararası hegamonik güçlerin kapitalist çıkarları gereğince Kürtlük olgusu üzerindeki operasyonu sonucu halk kendi kaderine terk edilmiştir. Gelişen ve kanla sonuçlanan isyanlardan bir kısmı da bilinçli soykırım politikaları sonucu fiziki katliamlardan bu yana sindirilmiş Kürtlük olgusu, PKK’nin çıkışıyla yeniden zindelik kazanmıştır. Önderliğimizin çıkışına kadar sömürgeciliğe karşı büyük bir savaşı olmayan, çaresiz, vatansız, özgürlüksüz bırakılan Kürt erkeğinin sıkı sıkıya sarıldığı tek mülkü kadın olmuştur. Kadını elinden almak tüm dünyasını adeta yıkmış, alt üst etmiştir. Elindeki tek hazine olarak kadının mülkünden, otoritesinden çıkmasını kabul etmemiştir. Kültürel olarak kadının, erkeğin namusu olarak yerleşmiş olguyu tersine çevirmek çok zor olmuştur. Bu anlamda devrim öncelikle Kürt toplumuna belletilen namus olgusunu değişime uğratmakla başlamıştır. İlk önce devrim, yerleşmiş zihniyet kalıplarına, kültürüne, geleneklerine karşı başlamıştır. Toplumu içten fethetmiş, sömürgeci sistem böylelikle can evinden vurulmuştur. İlk önce sömürgeleştirilmiş kadınla başlamak, temel çelişkiye el atmak, sistemi kökten sarsmıştır. Mücadeleye ilk katılan birçok kadın yoğun aile, toplum, devlet baskısıyla karşılaşmıştır. Kadını mülkleştiren, nesneleştiren ataerkil kurumların davranışları ortaktır. Aile ve devlet gerçeği özdeştir. Ailelerde evlatlıktan redde kadar varan dışlama, toplumda mücadeleye katılana kötü gözle bakılması gibi rencide edici sosyal, psikolojik baskı ve şiddet gelişmiştir. Devlet ise medya kuruluşları, eğitim kurumları v.b çeşitli yol ve araçlarla özgürlük saflarına katılan kadınlara yönelik özel anti-propaganda dili, özel savaş yöntemleri geliştirmiştir. Karalama, aşağılama politikası yürüterek toplumun gözünden düşürmeyi esas almıştır. Özellikle kadını namus, cinsellik üzerinden hedeflemiştir. Önderliğimizin özgürlük mücadelesi, partimiz tanındıkça, halk, toplum mücadelemizin pratiğini gördükçe güven duymaya başlamıştır.  Bu güven yoğun parti düşüncesini, savunduğu amacını anlamaya sevk etmiştir. Böylelikle toplumda bilinçlenme dönemi örgütlenme, eylemle iç içe gelişmiştir.  Aileler, halk güven duydukça beraberinde daha fazla katılımlara yol açmıştır. Birçok aile de aile üyelerinden birinin katılımı üzerine yurtseverleşmiş, partiyi tanımıştır. Partiye ilk katılımlar daha çok okumuş, aydın potansiyeli olan yine öğrenci gençlik kesiminden gelişmiştir. PKK’ye ilk katılan kadın Fatma’dır. 1974’te katılıyor. Sonradan Sara arkadaş,  Sakine Karakoçan arkadaş, Türkan Derin,  Bese Anuş, Sultan Yavuz, Rahime Kahraman, Hanım Yaverkaya, Sakine Kırmızıtoprak, Saime Aşkın arkadaş, Seher ve daha birçok kadının katılımı sağlamıştır. 1980’lere gelindiğinde çok sayıda kadın, mücadelenin değişik alanlarında çalışmalara katılmış, tutuklananlar olmuştur. İlk gruplarla ülkeye, savaş sahalarına kadın arkadaşlar geçmiştir.

Partideki erkek yapısının yaklaşımı klasik, cinsiyetçi bakış açısını aşmamıştır. En genel devrimci, sosyalist olmanın gereği olarak kadınlar, devrimde olmalı görüşü hakim olup, yedek güç olarak bakma gelişkindir. Egemenlikli, iktidarcı, tahakkümü altına alma, esasta küçük gören, güvensiz, iradesine saygı duymayan, pragmatik yaklaşımları savaş pratiğinden tutalım bütün mücadele alanlarındaki çalışmalarda çok etkili olmuştur. Önderlik, bu gerici erkek yaklaşımına karşı kadın özgürlüğüne yoğunlaşarak radikal bir mücadele başlatmıştır. Kadını sonradan devrime dahil etmemiştir. Partinin ilk mayalanma sürecinden tutalım her adımında, evresinde kadına özel olarak yer ve değer vermiştir. Bu anlamda PKK bir kadın partisi olarak şekillenmiştir. Program, strateji, taktik olarak böyledir. İdeolojik-felsefik olarak böyledir. Mücadele pratiğinde de erkeğin yaklaşımları zorlayıcı olsa da, hatta dayatmaları partiyi, dönemleri kaybetmeyle yüz yüze bıraksa bile Önderlik hep egemen, gerici erkek gerçeğiyle mücadele halinde olmuştur. Kadın özgürlük sorununa stratejik yaklaşmıştır. Sadece pratik güç olarak değil, toplumun değişiminde, zorba, egemen erkek gerçeğinin yarattığı ataerkil kültürün değişiminde kadının vazgeçilmezliğini stratejik düzeyde ele almıştır.

Devam edecek.

o̿�