Saralaşmak Sara olmaktır…

sara sakineyoldas

‘Sara mesela, çok iyi niyetlice son derece direngenlik temelinde de kadınlık ve özgürlük arasında bir yaşama ilgi duydu. Böyle bir kız ölse o daha da fazla bir gerekçe, Zilan gibi bir savaş gerekçemiz olacak.’  - Önderlik

Zemheri bir kış vakti ‘Merhaba’ demenin sevinci gülümsemelerinde buruk bir tat bırakmış hüznün acısıyla gelmişti dünyaya, ebeveynleri Sakine adını vermişlerdi O’na fakat Sakine arkadaş hiçbir zaman sakin olmayacaktı bir de nasıl olabilirdi ki, çok tazeydi henüz yaşananlar kabuk

bağlamamış ve açıktı Dersim’in yaraları ve kanayan yaraların acısı, ağıda, türküye dönüşmüştü. Artık DER-SİM pirlerin cemlerinde sözlü sazlı türkülerdeki ağıttı. Simin- Gümüşün ana vatanı, Tanrıça SİN’in kutsal şehri ve mabedi, bereketin, bolluğun ana toprağı, neylersin kutsallıktan geriye yalnızca ağıtlı türküler kalmıştı. Dersim’in Nin-ne’leri (Nin-tanrıça) tanrıça kültürünün silik ve etkisiz torunlarıydılar. Eze (Hatice) nine her sabah güneş doğmadan uyanır yüzünü kutsal güneşe çevirir ve ellerini açar dua eder ve ardından avuçlarına dolan nurlarla yüzünü yıkardı. Eze nine, akşam karanlığında ise ayın nurundan huzmeler avuçlar yüzüne serperdi yine. O yüzden aydınlık yüzlü denilirdi kendisine. Zifiri karanlık geceler korkutur ürpertirdi kendisini bu korkuları nurlu cemaline yansırdı. CAN Sara söze konu edilemeyen yalnızca kaçamak bir gösteri gibi Eze ninenin günlük ibadet ritüellerinde gördüklerini çocuk haliyle anlamasa da meraklı bakışlarla seyre dalar, pirlerin ocaklarında hakikatin sazı ve sözü Sêy Qazi’nin hüzünlü ve yaralı türkülerini Sılo Qız’ın yanık dilinden düşmeyen ezgilere dönüşecek ve Sakine arkadaşın kişiliğini bu sınırlı ve sırlı gerçekler belirleyecekti.

‘Denizleri Gezen Adam’ ve çocuksu solcuların ardından Sara’nın dilinde Allı Turnam

Gençlik yıllarında ‘Denizleri Gezen adam’ olarak kafasında imgeleştirdiği Denizlerin, Yusufların, Hüseyin ve Kızıldere’de Türkiye Devrimci Hareketinin önderlerinin direniş ve mücadeleleri kendisini derinden etkileyecek ve bu süreçlerini şu şekilde ‘çocuksu solculuk’ olarak ifade edecekti. Çocuksu solculuğunda o dönemin kahramanı olan önderlerin isimlerini okul duvarlarına, sınıf sıralarına ve defterlerine yazacaklardı. Çocuksu şiirlerin mısralarında devrimciler ‘Denizleri Gezen Adam’ olarak mısralarda yer alacaklardı ve bu yiğit Canlar için türküler yakılacaktı giden her Can’ın ardından en sevdiği türkü olan ‘Allı turnam’ türküsü Sara yoldaşın dilinden artık düşmezdi olacaktı.

O tarihte Dersim dağlarında İbrahim Kaypakkaya’nın gerilla mücadelesi ve zindan da sergilediği onurlu direniş ‘Ser verip sır vermemesi’ Dersim halkının arasında dilden dile dolaşan bir efsaneydi. Türkiye devrimci sosyalist hareketlerinin önder kadrolarının mücadeleleri Denizler, Mahirler, İbrahimlerin başlattığı mücadele geleneğini sırlı gençler devir alacaktı. Henüz bir gazete, dergi ve partileri bile olmayan bu gençlere kah Kürdistan devrimcileri, kah Ulusal Kurtuluşcular, kah Talebeler ya da Apocular denilmekteydi. Derme çatma bir barakada maddi açıdan yoksul lakin manevi açıdan zengin olan bu gençlerle Sara yoldaş karşılaşır.

Dersim’de bir çok irili ufaklı örgüt, sendika ve parti vardı, bu fraksiyonların bir çoğu da kendisine devrimci nitelikler atfederdi fakat hiç biri Sara yoldaşı bu sırlı gençler gibi etkilememişti. Peki, kimdi bu gençler; aralarından kara kaşlı ve kara gözlü olan Mazlum Can çevik bir atılganlıkla kara gözlerinin zekice bakışlarını Sara yoldaşa çevirerek ‘Bir sır var ve bizler bu sırra ulaşmak istiyoruz’ demiş. Yeni tanıdığı bu gençler çok farklıydı, diğerleri şekilci bir karakterdeydi Denizler gibi giyinir Mahir ve Kaypakkayalar gibi konuşur fakat onlar gibi davranmazlardı. Sır arayışcıları olarak kendisini tanıtan bu gençleriin sözleriyle davranışları arasında bir tutarlılık vardı. Giyim-kuşamları derli toplu ve kullandıkları ev temiz ve sadeydi. Tüm bunlar kendisini cezbediyordu, Sara yoldaşa göre bir devrimci dediğin ‘en genel anlamda cesaret, fedakâr, atılgan, zorlukları göğüsleme ve ne pahasına olursa olsun haksızlıklara karşı’ durmak demekti. Sır arayışcılarını tanıdığı için çok şanslı olduğunu her fırsatta dile getirir ve en özlü haliyle şu şekilde ifade ederdi; ‘Bir idealle, bir inanca bu kadar doğal, temiz ve istekli bağlı olup onun kavgasını verenlerin arasında olmakla kendimi dünyanın en şanslı insanı olarak görüyorum. İnandığı değerlere göre yaşamak bu gençler için temel ilkeydi.

Denizler sırra dokunuyor kulaklardan kulaklara ‘Kürdistan Sömürgedir’ fısıltısı

Devrimcilik öğrenmek ve anlamaktı; Seni Halk Adına Ölüme Mahkûm Ediyorum, Darağacından Notlar ve Maksim Gorki’nin Ana’sı ilk okuduğu kitaplardı. Okuduğu kitapların içeriği konusunda bir kavrayışa sahip olmadan başka bir konuya geçmezdi. Peki, Sır arayışcıları hangi sırrın peşine düşmüşlerdi, onları Dersim’e kadar getiren bu sır neydi, ancak kulaklara fısıldatılan sır Dersim’in hakikatiydi de bir nebze. Küçük bir grup talebenin kulaklara fısıldadığı sır Ali Şerlerin, Seyit Rızaların ve Şeyh Saitlerin vakti zamanında peşine düştüğü sırra benziyordu lakin onlar son nefeslerini darağaçlarında almışlardı. Darağaçları, katliam, sürgün ve yasaklardan sonra hakikati kimse dile getirmeye cesaret edememişti. Hakikat sır olarak kalmalıydı, kim ki hakikat sırını ifşa eder ve dile getirir ise onun da akıbeti tıpkı diğerleri gibi olacaktı. Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında her şey olunabilirdi ve bu hoş da karşılanabilirdi fakat bir sır arayışcısı olmak kabul edilecek bir şey değildi. Denizlerde darağacına giderken ‘Yaşasın Kürt ve Türk kardeşliği’ demiş sırra hafiften dokunmak istemişlerdi lakin ceberut devletin hışmını bir anda üzerlerinde bulmuşlardı.

Sır taşıyıcıları titreyerek ve ürkekçe kulaklara fısıldadıkları ‘Kürdistan Sömürgedir’ sırrını Kürdistan’ın son direniş kalesi olan Dersim’e taşımışlardı, katliam, sürgün, inkâr ve darağaçlarının yol açtığı acılar ve direnişin anıları henüz tazeydi ve hafızalardan silinmemişti. O nedenle sır arayışcılarının ilk uğrak yeri ve ilk yerleştikleri yerdi. Sır taşıyıcısı Dersim gezisini ‘Laç Deresi’nde insan cesetleriyle karşılaştım, bu cesetler masum ana ve bebelerin cesetleriydi’, sır taşıyıcısı bu manzara karşısında müthiş bir öfkeye kapılarak Nuri Dersim’in Gençliğe Hitabesindeki (İntikam) sözlerini hatırlayarak ‘Evet intikam!’ der.

Sır arayışcılarının arasında kadınlarda yer almaktaydı, devrimci kadın kendisini en çok etkileyen şeylerin başında gelmekteydi, cinsini sevmeyen kadınlarda ve ona haksızlık eden kişilere öfke duyardı. Dersim’de küçük bir grup olan kadın devrimciler onun dikkatini çeker ve onlara dâhil olur. Çin devriminin bilinç geliştirme programını kendilerine örnek alarak bu temelde kolektif bir eğitim programı hazırlarlar günlerce iki odalı evlerde okur, tartışır ve yoğunlaşırlar bilinç geliştirme faaliyeti temel çalışmaları haline gelir, sıkı bir araştırmayla her konuyu derinlikli bir şekilde irdelerler, çay ve sigara molası vermez, kendilerinde öz disiplin oturtmaya çalışırlar. Dünya devrimlerini tarihini araştırırken dikkatini Roza, Clara ve Alexandrea Kolontay, ve Leyla Halit’ler çeker devrimlerde kadınların mücadele tarzı ve kendi aralarında geliştirdikleri birlik ruhundan etkilenir. Roza’nın Polonya’nın Ulusal Sorununa Yaklaşımı ve Birinci Dünya Savaşı karşısındaki gösterdiği enternasyonalist ve anti-militarist yaklaşımları hayranlık ve takdirle karşılar. Dünya devrimlerinden sonra Kürdistan tarihi dersini işlerler, dersin anlatımını yapan arkadaş Kürdistan’ı anlatırken Leyla Qasım’dan, Bese’nin Dersim’de 38’de ki kahramanlığından bahseder, devrimciliğin sadece erkeğe ait olmadığını kadın ve erkeğin omuz omuza mücadelesiyle ulusal kurtuluşun başarı kazanacağını belirtir. Kapitalist sistemde kadının da ezildiğini, horlandığını, bu anlamda en çok onun devrimciliğe ihtiyaç duyacağını üzerine basa basa ifade etmeye çalışır. Kürdistan tarihi anlatılırken sır anlatıcısı sanki hep Sara yoldaşa bakıyormuş gibi bir hisse kapılır. Duyguları alt üst olur, ‘Kürt ve Kürdistanlı olduğumu neden şimdiye kadar bilmiyorum’ diyerek derin bir iç çeker ve utangaç biraz da mahcup bir şekilde bakışlarını sır anlatıcısına hayranlıkla doğrultur. Kim olduğunu öğrendikçe müthiş keyif alır ve bu güzel bir duygulanma hali yaratır kendisinde. Bu ruh haliyle haykırarak Arşimet gibi ‘Buldum buldum!’ demek ister. Sara yoldaş aradığını bulmuştu, O artık Kürdistan devrimini gerçekleştirecek olan sır arayışcılarından biri olacaktı.

Kimse ‘Kürtler kitapsız ve ilimsiz demesin!’ diyen, Ehmede Xane’nin sitemine cevap olma istemindedirler sır arayışçıları. Ne Shakespeare ne de Goethe’nin romanına benziyordu, yazılan romanımız, romanımızın adı Serxwebun olacaktı. Mem û Zinlerin özgür aşklarını belki de o günün koşullarında en iyi ifade eden edebi ve sanatsal içerikteki romanı olacaktı. Serxwebun Sır arayışçılarının eğitim çalışmalarının ana kaynağı ve hakikat yolunun geçmişini –geleceğini aydınlatan ışığı olacaktı. Dalga dalga fikirleri kulaklara ulaşıyor ve oradan yüreklere akıyordu, ta Zerdüşt’en günümüze değin ilim ve irfansız, biçare ve aç kalmışlardı bilgiye.

Her duyuş yeni bir soluk ve yeni bir ruha dönüşüyor

Vakit gelmişti, cemde divan kurulacak yeni gün için ateşler yakılacaktı. Sır taşıyıcı; ilk insan topluluğundan günümüze kadar tarihin can alıcı çözümlemesini yapacak, Kürt ve Kürdistanı bütün yönleriyle çok sade, bir biçimde ortaya koyacak, ardından çarpıtılmış kavramların gerçek içeriklerini somut temellerine dayandırarak anlatacaktı. Sır taşıyıcı iç içe girmiş ve düğümlenmiş ve karmakarışık hale gelmiş bir şeyi usta bir elle çözer gibiydi. Bu cem başkaydı, sazı sözü türküsü ağıda benzemiyordu, kutsal bayramların mutluluk türkülerine benziyordu. Sara yoldaşın beyni, yüreği ve tüm hücreleri alt üst oluyordu, duydukları karşısında, her duyuş yeni bir soluk ve yeni bir ruha dönüşüyor. Yerinde duramayacak hale gelir, yüreği göğüs kafesine sığmaz oluyor. Kendisine güveni artıyor ve gururlanıyor ve bir kez daha ‘Ne mutluyum ki böyle bir hareketin neferiyim’ diyor.

Bütün sır arayışcıları onun için değerdi fakat sır taşıyıcı bambaşkaydı, bütün güzelliklerin, olumlulukların toplamıydı, O başta Kürdistan halkının ve tüm insanların uzun zamandır yolunu beklediği, umuttu. O bütün çağlarda yaşamış bilgelerin ve ozanların bileşkesiydi. Tarihi derinliği, sosyolojik derinliği, sınıfsal ve cins derinliği ve bunları yorumlama tarzındaki farklılığı diğer önderlerle kıyaslıyor ve hafifçe gülümseyerek ‘Doğru yer ve zaman dayım’ diyordu. Ve onun nezdinde Dersim artık Kürdistan’dı, Kürdistan ise tüm ezilenlerin ve sömürülenlerin intikam yemini olmuştu. Yakılan meşale elden ele dağların zirvelerine ulaşıyor, artık Kürdistan yakılan meşalelerin aydınlığıyla parlayacak, çirkinliğe dair ne varsa yakacaktı bu meşale. Sara arkadaş her yürüyüş ve mitingde ‘Hiçbir şeyin bağımsızlık ve özgürlükten daha değerli olmadığını’ gür bir sesle, yıldızlara ulaştırırcasına duyuran sesini ve mücadelesinin haykırışını yükseltecektir. O zindanda İbrahimlerin onurlu direnişinin mirasçısı, olacak Esat Oktayların yüzüne devrimin zafer sloganlarını korkusuzca haykıracaktı, düşmanına duyduğu öfke ve tepkisini ise kusarcasına tükürecektir. O idam sehpasında iken korkusuzca cellatlarının ‘Özür dilersen af ederiz’ istemine yüzlerine tükürerek ‘Sizden asla af dilemeyeceğim, af dilenmesi gereken biri varsa o da Kürt halkıdır. Onlar için yeterince mücadele edemedim!’ diyen Leyla Qasım’dı. Kürt kadının efsaneleşen kahramanlığının gururunu taşıyacak ve yaşayacaktı. O Besê, O Zarife, O Rinde Xan, O Roza, O Clara O özgür kadın onurumuz, o tarihin ilk savaş, aşk ve güzellik tanrıçası, o boyun eğmeyen ilk direngen kadın Tiamat, o mananın yaşam, yaşamın kutsallıkla buluştuğu yaşam yaratıcısı ve Kutsal Anası, yaratan, koruyan, bağışlayan ve rahman olandır. O baştanbaşa özgürlük onurumuz ve kavga gerekçemiz haline gelecektir. İlklerin devrimcisi, militanı ve savaşçısı olmak başkaydı, öncesi yoktu varsa da belirsiz, çarpıtılmış, totulaştırılmış ya üzeri örtülmüştü, ulusallık adına da bu böyleydi, cins anlamında da, her şey ama her şey kendisi yaratacaktı, kaybolanı tarihin yazılmayan sayfalarında bulmaycaktı, türkülerde, şiirlerde, efsanelerde, masal anlatıcılarının sırlı kelimelerinde bulacaktı. Çarpıtılmış kavramların öz nitelikleri toplumun, yaşam tarzı gözlemlenerek yani toplumu toplum yapan temel değerler dikkate alınarak kavramları içeriği doldurulacaktır. Çarpıtılan anlam çarpıtılan yaşamdır, anlam yitimi her şeyin yitimi anlamına gelmektedir. İşe anlamla başlamışlardı. Kendi hakikatimiz yarattığız anlam kadardır. Yaratıcısı oldukları yaşamdan anlamlar derlediler, söz tekrar yaratanın dilinde kutsalla dönüşüyor şiir oluyor, türkü oluyor, efsaneleşip, romanlaşıyordu. Sahiciydi, yalındı, doğaldı, yaşamın kendi hakikatinden damıtılmış öz su gibi berraktı. Yalansız ve hilesiz… Beritanlar Saralaşıp romanlaşan hakikatin öz suyundan içecek doğruluğun öfkesi olup tokat gibi kendini bilmez hainin suratına inecekti. Zilanlar Saralaşıp Beselerin, Zarifelerin ahına, Dersim’in kayıp kızlarının geride bıraktıkları bir tutam saçlı kızların özlemine, Munzur ve Hozat gözelerine kanı karışan binlerce kadının intikam öfkesi olup Dersim’de düşmanın beyninde ve yüreğinde patlayacaktı. Arinler Saralaşıp özgür bir vatanda ve özgür bir yaşamın hayalinin gerçekleştiği Kobanê şehrinin siperlerinde düşmanın korkulu rüyası haline gelecekti. Avesta Haburlar, Zeryanlar, Barinler ve daha nicesi Sarallaşacaktı. Kürdistan’dan, Ortadoğu’ya ve Küba’dan, Hindistan’a, Mozambik’ten, Filipinler’e, Afrika’dan, Yeni Zelanda’ya kadar bütün kıtalara yaşam tadında özgürlük tadında olan her şeye ulaşma hayali ve gerçeği için tüm kadınlar bir araya geldi. Sembolleşen Kürt kadın gerçekliği Saraların öncülüğünde, tekrardan yaşamlarını örgütleme kararı alıyorlar, zalimlerin, zorbaların ve yalancıların elinin ulaşamayacağı özgür mekanlarlarda yaşamı kadın renginde ve özgürce…

‘Tüm dünyayı dolaşmak ve bütün kadın hareketleriyle bağ kurmak’ istediğini belirtmiştin; vasiyetin emirdir, bütün kadınları bu yıl bir araya getirdik, her kadın kendi kültürünü taşımıştı cemimize ama her kadında senden izler vardı asi, direngen, mücadeleci, ve asil… henüz özgür yaşam hayalimize ulaşmadık yollardayız, bizlere miras olarak bıraktığın özgür kadın değerlerini soylu mücadelemizle 21. yüzyılda zafere ulaştırma sözümüzü vermek istiyoruz, 21. yüzyıl Saraların yüzyılı olacak. 21. yüzyıl Saralaşarak, ‘kadın yüzyılı’ olacaktır.

Rojda Siirt