Kürdistan Kadın Hareketinde Öz Savunmanın Gelişimi Ve Bunun Tarihsel, İdeolojik, Yaşamsal Ana Temelleri

Besê Erzincan

3 kadinordulasmasi

Yaşamın yeniden özgür yaratımı; kadın özgürlük mücadelelerinin başarıları ile mümkündür. Özgür ve eşit yaşam kadınların özgürleşmesi ile gelişir. Kadın özgürlük mücadelesi zorludur. Büyük bedeller, emekler karşılığında gelişim gösterir. Anlamlı bir yaşam kadın hakikatlerine ulaşmayla gelişir. Bu yolda sabırlı ve inatçı yürüyüş yalancı,

hain erkek dünyasının gerçek yüzünü ortaya çıkarır. Dolayısı ile özgürlük yolunda yüründükçe hakikatlere ulaşılabilir. İsimleri, emekleri yok sayılıp, tarihten silinmek istense de bu gün ki tarihsel bilincimizle artık çok net anlayabiliyoruz ki en büyük hakikat arayışçıları aslında kadınlardır.

İnsanlık tarihin de Tanrıça Kültü ile yaşanmış anaerkil dönemi çok daha fazla anlamaya ihtiyacımız var. Tanrıçalar dönemi, kadın hakikatleri ile yaşama çağıdır. Bu da eşitlik, özgürlük, demokrasi, ekoloji, barış, emek, sabır, paylaşım, dostluk düşünce ve duygularının toplumun tümünde yaşanmasıdır. Son yüz yılda yapılan arkeolojik kazılar, araştırmalar Mezopotamya topraklarında kadınların etrafında örülmüş bir neolitik çağın bütün görkemi ile yaşandığını gösteriyor. Kadınlar bu çağda kendi akılları, emekleri, ilk icatları ve yaşam düzenekleri ile tüm insanlığa öncülük ettiler. Bu kadınlar kendi gerçekliklerinin, kadın olmanın farkının bilincindeydiler. En büyük öz savunmaları öncelikle kendi varlıklarını, doğayı tanımlama güçleriydi. Kendilerini, doğayı gözlemleyerek bütünlüklü bir “kendini bilme” olgusunu oluşturmuşlardı. İlk toplumsal örgütlenmeler olan klanları, kabileleri böylesi bir anlayış ve bilinçle yoğurarak kadın öncülüğün de geliştirmişlerdi.

Bu ilk toplumsal örgütlenmelerde öz savunma; özgürlük, eşitlik, adalet, doğa ile dostluk düşünce ve duygularının yaşamın tüm alanlarına içerilmesiyle geliştirilmişti. Kadın öncülüğünde yaratılan toplumsallık, en güçlü savunma mekanizmasıydı. Toplumsal öz savunma; anaerkil tüm değerlerin savunulması temelinde son derece bütünlükçü bir tarzda işlemekteydi. Bunun zihinsel şekillenişi toplumsal yaşam düzeneklerinde ve ilişkilerinde sürekli yaşatıldığından sistem olarak da kendisini bütünlüklü kurumlaştırmış ve yapısallaştırmıştı. Dıştan ve içten gelebilecek tehlikeler eşitlikçi, özgürlükçü, paylaşımcı zihniyet ile donanmış sistemler sayesinde etkisizleştirilebiliyordu. Topluma gelecek her saldırı elbirliği ile bertaraf ediliyordu. Doğal afetler, mevsimlerin getirdiği zorluklar da bu temel de aşılıyordu. Şimdi ki gibi öz savunma anlayışı kadının, toplumun, vatanın savunulması konularının ayrıştırılarak ele alınması temelinde değildi. Kadını savunmak, toplumsal değerleri savunmak idi. Toplumsal değerler kapsamında kadın değerleri, toprağın savunulmasından ayrı alınmıyordu. Yaşam bütünlüklü, kolektif paylaşım esaslarıyla adeta masalımsı, büyülü bir tarzda sürdürülmekteydi.

Günümüzde savunma anlayışlarının parçalı olmasının önemli bir sebebi de erkeğin egemen sistemin yarattığı pozitivist düşünüş biçiminden kaynağını almaktadır. Egemen mantığın geliştirdiği bu düşünüş biçimi yaşamın her alanında insanlığı zayıf düşürmüştür. Yaşama dair her alan bölünüp parçalanarak, birbirinden kopartılarak çoğu zaman da birbirine karşıt hale getirmiştir. Öz savunma mantığının kadınlar ve toplum içinde bu denli zayıf kalmasında bu erkek aklını anlamak büyük önem taşıyor. Yaşamın anlamlı ikilikleri, birbirini tamamlama yerine birbirine karşıt hale getirilerek birbirini yok etme mantığı geliştiriliyor.

İlk toplumsallığın gelişimi, güçlenmesi ile birlikte toplumsal refah düzeyi de giderek arttı. Maddi değerler birikim, artı ürün toplumsallığın kurucusu kadının etrafında gelişmekteydi. Maddi değerlerin oluşması ile yaşanan zenginliklere göz koyan yaşlı erkekler, çeşitli hile, komplo, yalanlarla bu birikimi elde etme amacıyla kadına karşı bir savaşım başlattı. Egemenlik amacı ile oluşan erkek ittifakı tarafından artık ürünlerin anacıl toplumdan hile ve zor aygıtları ile gasp edilmesi savaşının en az beş binyıllık bir geçmişi var. Son iki bin yıllık yazılı tarih erkek egemen sistemin kendisini yapısallaştırma söylemleri, planlamaları, ideolojik inşa yaratımları ile doludur. Yazılı resmi tarih erkek egemen tarihtir. Anacıl toplumdan uzaklaşma erkeğin tüm toplumsal değerleri gasp etme savaşımının derinleştirilmesi tarihidir. Kadın aklı ve eli ile yaratılmış tüm toplumsal değerlerin, kutsallıkların erkek tarafından yağma ve talanla çalınmasının anlatımlarıdır.

Tarih incelendiğinde Kadının köleliğinin egemen erkek aklın planlamaları temelinde süreklilik taşıdığı kolaylıkla gözlemlenir. Burada tahakkümcü güç olarak erkeğin geliştirdiği strateji kadına daha fazla hâkimiyet, daha fazla kar elde etme olgularıdır. Erkek aklın geliştirdiği sınıf, devlet ve hiyerarşi olgusu her çağda daha da derinleşmiş bir biçimde kadının ruhsal, bedensel köleleşmesini hedeflemiştir. Kadını kendisini savunamaz duruma getirmede en temel yöntem, toplumun zihniyet yapısında şekillendirilmiştir. İnşa edilmiş kadınlık ve erkeklik kadın bakışı ile kapsamlı incelendiğinde durumun vahameti çok daha yakıcı ortaya çıkmaktadır. Kapitalist modernist bakış açısında kadının ikinci cins, günahkâr, zayıf, güçsüz, iradesiz bir varlık olarak gösterilmesi vardır. Mitolojik, felsefi, dinsel yaratımlar kadının köleleştirilmesi üzerinden inşa edilmiştir. Havva’nın Âdemin kaburgasından yaratılması hikâyeleri bunun çarpıcı örneklerindendir. Egemen erkeklik, Köle kadın inşa yaratımları günümüz de insanlığın yüzde doksan dokuzunun yoksulluk, sefalet, açlık, savaşlar, evsizlik, işsizlik, ölümler içinde kalması sonucunu doğurmuştur. Dolayısı ile Resmi yazılı tarih özünde aynı zaman da insanlığın öz savunmadan nasıl uzaklaştırıldığının, kadınların, toplumun savunmasız bırakılmasının zihinsel ve sistematik olarak yaratılması tarihidir. Devletçi, iktidarcı hiyerarşik güçlerin kadını çeşitli yol ve yöntemlerle güçsüz, zayıf, pasif, düşüncesiz bırakma, şiddet uygulama yaklaşımı özünde öz savunma dayanaklarının ortadan kaldırılmasını hedefler. Toplumun tümüyle teslim alma stratejisi bu temel de gerçekleştirilir.

Devam edecek…