Ruhumu satmamam öz savunmam ve özgürlüğümdür

onderlik site2017nisan Kendi deneyimimi size açtım; size cesaret vermek için bundan sürekli bahsediyorum. Bu kadar çözüm kabiliyetime, hatta güç olmama rağmen, maddi ve manevi yönden soruna karşı halen çok tedbirliyim. Çok tehlikeli bir biçimde bir aşk macerasına girişmek cesaret ister.

Bence aşk çözümlenmiş ve sonuca bağlanmıştır. Biz duyguları ve sevgiyi ülkeye bağladık. Bu yönüyle de aşkları geliştirdik. Fakat halen sizler kadar cesaretli değilim. Bir kişiye bağlılık sizi hain bile yapabilir. Yaşam pratiğimden en çok şu sonucu çıkardım: Hiç birimizin başka birisini fazla sevmeye hakkı yoktur. “Ölesiye, çıldırasıya seviyorum” denilir, oysa tam da bunda ihanet olabilir. Duygu gücünü abartılı bir kişiye değil, vatana ve varsa bir vatan savaşımına bağlamak, halk, parti ve yoldaş sevgisine dönüştürmek gerekir.

Şunu da tespit ettik: Bir ilişkiye aşırı bağlanmış biri çok gözü kara oluyor. Hemşehricilikte de, ahbap çavuşlukta da bu var. Ben sorunları bilimsel ele alırım. Madem birisiyle bu kadar ilgileniyor, o halde neden örgütle hiç ilgilenmiyor, neden herkesi sevmiyor? Sevgisini bir puta dökmüştür. Put teorisi de böyle ortaya çıktı. Örneğin, Hz. Muhammed’in sevgisini ele alalım: Onun sembolik de olsa putları kırma çabası var. Putları kırdıktan sonra ise, “Rabb’iniz göktedir” diyor. Bunun anlamı şudur: O dönemde her Arap aşiretinin bir putu var, herkes kendi putuna tapıyor ve kendi putunu yüceltiyor. Dolayısıyla birlik olmuyor. Birlik olmayınca da cehalet çağı ve çöküntü egemen oluyor. Muhammed’in büyüklüğü buradadır. Putları kırmakla aslında devrim yapıyor. “Rabb’iniz göktedir” derken, bir anlamda sevgiyi soyutlaştırıp genelleştirmiştir.

Bu yaklaşımı bize nasıl uygulayabiliriz? Aslında bizde aşiretçilikten daha da geri aşırı bir bireycilik, kabilecilik ve ailecilik var. Herkes ulusal ve toplumsal değerinden koptuğu, ulus kavramının bile dışına itildiği için, kendisinin elinde biraz ailecilik ve kabilecilik kalmıştır. Hatta aile de, kabilecilik de çözülmüş, sadece birbirini kandıran iki kişi kalmıştır. Bizdeki muazzam bireyciliğin bir gerçeği veya toplumsal dayanağı böyle gelişiyor. Bir kişinin bir kişiye aşırı bağlanması; ulusal ve toplumsal gerçekliği –ki, bu aynı zamanda askeri ve siyasal gerçekliği de bağrında bulundurur- bir tarafa itip bütün gücüyle birisini sevmesi, birisine hizmet etmesi ve onun emrine girmesidir, hem de sınırsızca onun emrine girmesidir. Bireysel tutkuların ne anlama geldiği, ne kadar haince, ne kadar seviyesizce, ne kadar çılgınca bir durumu ortaya çıkardığı daha iyi anlaşılıyor.

Birisine bağlanmak biraz tehlikeli olmaz mı? Sadece birine bağlanacağına, bütün arkadaşlarına bağlan. Ananı ve babanı çok düşüneceğine, diğer analar ve babaları da biraz düşün. Akrabalarını çok düşüneceğine, diğer insanları da düşün. Daha sonra bunu geliştirdiğinde ulusu, sınıfı ve hatta tüm insanlığı düşün.

Çok sembolik gibi gözüken bazı destanlarımızda hep yarı yolda ihanete uğramış ve ölümle sonuçlanmış aşklar var. Mem û Zîn, Memê Alan gibi birçok hikâye bilinmektedir. Onlar da bir gerçekliği ifade ediyor; ulusal amaca ulaşılamamanın sembolik bir ifadesidir. Aşk birliktelikleri neden gelişmiyor? Çünkü ulusal birliktelik gelişemiyor. Ulusal birlikteliğin gelişemediği yerde ölüm ve ihanet vardır. Dikenler, fesatçılara deniliyor. Örgüt bozguncuları kimlerdir? Bizim örgütümüzün içinde de çok sayıda Beko vardır. Sizler kendini ulusal kurtuluşa tam yatıran Mem’ler ve Zîn’ler olmalısınız.

Aşk, bizim bilimselliğe kavuşturduğumuz temelde gelişiyor. Benim bu konudaki akıllığım, bu hikâyeye hem bir bilimsel ifade kazandırmak, hem de çoğunuzun yaşadığı gibi sonuçlandırmamaktır. Gerçekten aşklarınız hep ölüyor. Zaten feodal koşullarda ve sömürgeciliğin egemenliği altında ölmek zorundadır.

Önderlik olayını bu yönüyle de inceleyebilecek misiniz? Bu, önemli bir inceleme konusudur. Önderlik olayını veya benim gibi bir yoldaşınızı bu yönüyle tanıyamadınız. Bu konuda da çok büyük bir savaşçı olduğumu bilmeliydiniz. Yedi yaşından beri kız arkadaşlarım vardı, halen de kız arkadaşlarım var, ama bunlar büyük arkadaşlıklardır. Arkadaşlarımla ilgileniyorum, arkadaşlığımı bırakmadım. Dikkat edin, halen bu çalışmaları sürdürüyorum. Yedi yaşımdaki dileğim temelinde aşk arayışlarımı geliştirdim. Aşk böyle başlar. Ancak aşkın önünde feodal engeller var. Feodal engel erken yaşta kızı ve erkeği bir tarafa çeker, on ikisinde sözlü yapar, aşk imkânını veya ortamını kapatır, on beşinde evlendirir ve tümüyle öldürür. Ama ben arayışımı sürdürdüm. Bu konu kitaplara da geçmiştir.

Bundan iyi bir özgürlükçü olduğum ortaya çıkıyor. Benim çocukluk arkadaşım evlendi, ama onu aramalıydım. Bu bir arayıştı ve umutlu olduğumu gösteriyor. Sanırım siz arkadaşlarınızı bıraktınız. Şu kişi şunun karısı, bu kişi şunun kocası oldu. Ben o zaman kızı da, erkeği de bırakmadım. Birisi gitti, ikincisiyle ve hatta tüm ulusla uğraştım. Önderlik tarzını gerçekçi inceleyelim. Bir kız gitti, birçok kızla uğraştım. Örneğin lise çağında, üniversite çağında neden bir ilişki gücüm yoktu? Burjuva çocukları çok doğal ilişki düzenleri içindeydiler. Ama ben sanki beni zincire vurmuşlar gibi ilişkisizdim; adeta bazı kuvvetler beni mıhlamıştı. O zaman sosyalistleşmemiz ve ulusların kaderlerini tayin hakkıyla uğraşmamız bir aşk durumuydu.

Duygu yüceliğini yakalamanız açısından, duygularınızın satılmaması gerekir. Ama büyük ihtimalle hepiniz duygularınızı sattınız. Bütün bunlar sizin neden aşkta çakıldığınızı gösteriyor. Burjuva değerlerini sevdiniz mi, onlara uşaklığa da yönelebilirsiniz. Ağanın kızına yöneldiniz mi ağaya bağlandınız demektir. Ağa da, para kimden geliyorsa ona bağlıdır. Para ise sömürgecilikten geliyor. O zaman aşkınızı ve duygularınızı sömürgeciliğe sattın demektir.

Üniversitede, gençlik yıllarında benim yaptığım öz savunmaydı. O zamanlar ilişkiye gücüm yetmediği için kendimi savunuyordum. Aşk adına her şeyi kaybetmektense, kapanmayı tercih ettim. Çünkü gençlik dönemlerimdi, fena takılsam başıma büyük belalar gelebilirdi. Sizse gençlik yıllarınızda muazzam tutuldunuz, böylece çok şeyinizi ve belki de ruhunuzu kaybettiniz. Bu canavar ruhlar ne zaman ortaya çıktı? Ruhun canavarlaşması nedir? Ruhun sapıklaşmasını, ruhun saptırılmasını inceliyor musunuz? Sizdeki ruh kimin ruhudur? Duygunuz kimin duygusudur? Bunlar kimden kalmadır? Bu şiirler kimin şiirleridir, türkülerin kaynağı nedir? Tutkularınız kaynağını nerede buldu? Burada satılık ruhlar, işbirlikçi ruhlar, bitmiş tükenmiş duygular var. Nerede aşk, nerede aşık delikanlılar?

Belirttiğim gibi, benim bu yıllarda yaptığım şey kendimi öz savunmaya çekmeydi; kendimi burjuva alışkanlıklarına ve tutkularına karşı savunmaydı. Köyde de böyle davrandım. O zaman da köylülerin dayattığı tarza karşı öz savunma durumuna geçtim. Bu tür ilişkileri benimseyemedim. Çünkü böyle duyguların ve kızların bana göre olamadığını düşünüyordum. Daha sonra bir özel ilişki geliştirdim. Dikkatle ele alınmazsa, bir kadın ilişkisinin bütün çabalarımı duygu ve özel ilişki bağı adı altında bitireceği görüldü. Düşünün: Ben de sizin gibi olsaydım, o zaman durum ne olurdu? Gruba ve Kürt sorununa öncülük ediyordum, sosyalizme üstün değer biçiyordum. Bu büyük görevlerim olmasaydı, sıradan birisi olsaydım, büyük ihtimalle bitmiştim. Klasik bir Kürt gibi davransaydım bu, bitişe neden olurdu. Tutkudur, cinselliktir diye boyun eğseydim, o da bitişi getirirdi. Zamansız kavga da olmaz. Zaman sorununu daha çarpıcı gör ve kendine yüklen dedim. Sorunun nedir, bunlar kimdir, sen nesin, niçin yaptın? Kaba veya usta ölçülerle karşındakinin bela olduğunu anla: TC belası mıdır, feodal bela mıdır, küçük burjuva belası mıdır? Bunlarla iyi hesaplaş. Karşındakine gücün yetmiyorsa, kendine gücün yetsin. Madem bir mücadele dayatılıyor; o halde mücadele et ve kendini yitirme, ustalığını elden bırakma. Tüm bunları sorgulayarak büyük bir mücadele tarzı geliştirdim.

Başlangıçta böyle mi olsun istiyordum? Hayır. Ama ortaya çıkan her somut duruma bir yaklaşım gereği duydum. Böylece ulusu, partiyi ve savaşı bırakmadım. Duygu ve aşk gitmişse gitsin, dedim. Kaldı ki, onun da duygu ve aşk olmadığı, zehir zemberek bir yılan soğukluğu, çoktan ölmüş bir varlık olduğu ortaya çıktı. Bunun karşısında kendimi yitirseydim, PKK denilen olay ortaya çıkmazdı. Bir kişinin kendini ve kendi duygularını çözümlemesi, duygularının altında ezilmemesi çok önemli bir olaydır. Kürdistan açısından benim yapabileceğim en önemli gerçekleştirmelerimden birisi de budur.

Kürdistan’da aşkı geliştirmek ve duyguları taçlandırmak demek, ulusal boyutu görmek demektir. Mem ve Zîn deyip geçmeyelim. Aslında o da bir ulusal birlik sorunudur. Ulusal birlik ve biraz demokrasi de olsa, o feodal baba da olmasa, aslında Mem ve Zîn rahatlıkla birlikte yaşayabilirlerdi ve bilinen ölüm gerçekleşmezdi. Onların yaşamını birçok yönüyle inceleyebiliriz. Ehmedê Xanê ulusal birlik istiyor. Yazar, “Kürt hükümdarlığı olsaydı, bunlar başımıza gelmezdi” diyor. Kendisinde büyük bir birlik tutkusu var, onu bu destanda yansıtıyor. Ulusal birlik uğruna büyük çaba harcayıp aşkın yoluna girdiğini söyleyebiliriz. Ulusal demokratik devrimi biraz geliştirirseniz, aşkın yolunu biraz açmış olursunuz.

Seni nasıl anlatayım

Güler yüzüne hasret baharlar

Alışkın değil sessizliğe

Yine mi gidersin

Ardı sırası olmayan gelinmez yolculuklara

Bilirim Apocu kız

Seni yazmak için dağları delen bir yürek olmalıdır.

Nisan yağmurları ıslatır saçlarını

Ak saçlarınla dokunurdun rüzgarlara

Yağmurlar kıskanırdı gülüşünü

Nergisler konardı yollarına

Bir nefesine hasret ülkem gibi

Çarçella’ya ceylanlar uğramaz oldu

Sensizlik yankılanır bu diyarlarda

Ceylan bakışlı asi kız

Sal dağları bahara

Baharlar sana hasret şimdi

Bir parça çalınır yüreğimden

Ta derinliklerden yankılanan

Bir gülüş canlanır efkarlı özlemlerimden

Kimdir diye sorma?

O Rûken’dir

Gülüşü Cilo dağlarında resmedilir

Öfkeli olduğum Samuray ise hıçkırıklara gebe

Ey Zagros dağları

Umudumu Semedar eteklerine mi saklarsın?

Bir narin kızın heybeti vardır

Bir de her şeye meydan okuyan kavgam

Sen söyle Çarçella

Bari sen susma

Bir kere olsun yanıt ol çığlıklarıma

Durma öyle karşımda Cîlo dağı

Sormadan geçmem bilirsin

Cevabın nerede?

Nerde ceylan bakışlı gerillam?

Sana canlar verdik

Ellerimle büyüttüğüm

Evet, bir feryat almış başını

Samuray’a doğru yankılanır

Kazan Vadisi titrer giydiği unutulmaz elbisesiyle

Hiç unutulmayacağını bilir

Bu yüzdende derin sızına ağlar

Bir unutulmaz daha yankılanır

Kürdistan dağlarında

Sana daha hangi destanı anlatayım

Hangi yarım kalan özlemi

Ya da meçhul gerillanın yalnızlığını

Son anda söylenmeyen

Sözlerin olduğunu unutma sakın

Sadece bakışların anımsadığı

Vedalaşmalar bilir

İşte gerillanın dağları barındırdığı yüreği