Zîlan’ın Evrenselliğinden Roboskî’ye...

Dersîm UĞUR KAYMAZ

zilan roboski siteBir gerillayı anlatırken; “adı ne olursa olsun önemli değil” diyerek anlatamayız. Gerilla adıyla vardır. Kişiliği adında anlam bulur. Kendini yeniden yaratmanın yolculuğuna koyulan gerilla bu işe önce adından başlar. Kendini, amaçlarını, hayallerini adını oluşturan harflerin içine nakşeder.

Aslında o harflerde nakş olan gerillanın kendisidir. Kendini adında ifadeye kavuşturan, hayallerini, ismini oluşturan harflerin içine nakşeden bir gerilla…

Merlua Humanevrensel ya da Zîlan Roboskî…

“Heval, insanların kendinden büyük, koca koca silahlarla ölmediği bir dünyayı düşlemek, bunun hayalini kurmak ve bunu gerçekleştirmek çok mu zor?” diye soran bu ses aradığı cevabı, kendi yüreğinde sımsıkı tutuyordu. Bu soruyu ise, adını duyan ve biraz şaşırarak; “neden Humanevrensel?” diye soran herkese cevap niteliğinde yöneltiyordu. İlk başlarda garipsediğim bu isme Roboskî katliamından sonra daha fazla anlam verebildim.

Katliamda yaşamını yitirenlerin çoğu Zîlan yoldaşın akrabalarıydı. Sadece akrabası değillerdi. Arkadaşları, akranları, sevdikleri, canları, geçmişi ve geleceğiydi. Yani Zîlan yoldaşın kendisiydi. Onları yitirmek, hem de böylesine insan kanını donduracak bir biçimde yitirmek, kendini yitirmekti. En azından Zîlan için bu böyleydi. Kendi ülkelerinin kaçakçısı olarak tanımlanan bu canlar, kendilerinden çokça büyük, koca koca silahların altında, vahşice katledildiler.

Zîlan ise onların birkaç kilometre ötesinde Haftanîn’deydi. Çocukluk hayalleri olan özgürlük mekanlarına geleli daha birkaç ay olmamıştı. Düzenlemesinin Haftanin’e olması o kadar mutlu etmişti ki onu, bu mutluluk yaşadığı her an gözlerinden okunabiliyordu. Çünkü Haftanin onun doğduğu topraklara birkaç kilometre uzaktaydı. Kaldığı yer sınıra çok yakındı. Aslında hem keşif hem de vuruş uçaklarının sesini duymuştu. Kendisi ve yanında bulunan yoldaşları tedbirlerini almış, noktada hareket etmiyorlardı. Uçak sesinin yoğunluğu arttığı zaman Zîlan içinden; “umarım arkadaşlara bir şey olmaz” diyordu. Bilmiyordu ki tehlikede olanlar yoldaşları değil de otuz dört özge candı. Yeğeni, arkadaşı, akrabası, akranı…

İnsan sevgisi dünyanın hangi kıtasına sığmıyordu?

Yaşadığımız bu evren kime yetmiyordu?

Yoksa Roboskili çocuklar evrende çok mu yer kaplıyordu?

Oysa Roboskili bir gerilla olan Zîlan (Humanevrensel) yüreğine tüm evrenin sevgisini yerleştirmiş, evreni kucaklamıştı. Yaşadığı koca evrene ‘barış’ gelsin diye, özgürlük dağlarına yol almıştı. Belki o hayalleri, umutları için savaşır ve bir gün şehit düşerdi ama Roboskili çocuklara, evrenin tüm çocuklarına özgür bir gelecek bırakabilirdi.

Olmadı. O daha özgürlüğe adımlarını yeni yeni atarken duydu, tüm umutlarının kan kanatlıların pençesinde can verdiğini. Öylesine bir ağırlıkla çökmüştü ki bu gerçeklik onun yüreğine, yüreği adeta bir kan deryası olmuştu. O an evrendeki tüm güzellikler yitmeye başlamıştı. Çünkü o evreni yüreğinde taşıyordu. Yüreğindeki umutlarda yaşatıyordu. Ama onu tam yüreğinden vurmuştu kan kanatlılar. Hem de hiç acı duymadan, hissetmeden, yüzlerindeki sırıtkanlığı ihmal etmeden, utanmadan…

“Özür dilensin” diyordu kimileri. “Bu halktan özür dilensin!” neyi değiştirecekti bu özür? Neyi geri getirecek, hangi yarayı saracak, her gün alev alev yanan hangi ananın yüreğindeki ateşi soğutacaktı? Neydi özür, kimindi özür, kimden, kimeydi özür? Özür neyi telafi edecekti? Hiçbir özür gözlerimizin önünde yitip giden canları geri getiremezdi. Zaten özür dileyen de yoktu. Çünkü ortada özürlük bir durum yoktu. Siz nerede gördünüz kasten insan öldürenin dönüp arkasına “özür dilerim” dediğini? Zaten özür bekleyen kimse de yoktu. Çünkü bu halk artık nasıl bir düşman ile karşı karşıya olduğunu, nasıl bir çirkinliğin kendilerini çevrelediğini biliyordu. Artık Zîlan da bunu öğrenmişti. O güzel, narin ve insan sevgisi ile dolu ruhu hakikatin tüm çıplaklığı ile karşı karşıya kalmıştı. Onlarca defa kendisine yönelttiği ‘neden dağ, neden gerilla?’ sorusunun en yalın cevaplarını artık kendi gerçekliğinde görebiliyordu. Sevgi ile kuşattığı ruhuna artık, daha keskin bir intikam duygusunu da katmaya başlayacaktı. Kendisine, ailesine, halkına zulmü, işkenceyi reva gören bir düşmandan intikam almanın yolunun kendisini her gün her saat Önderlik felsefesinde büyütmek, geliştirmek olduğunun bilincindeydi. Öyle de yaptı. Büyük bir sevgi ile adım attığı mücadele hayatında daha da önemli adımlar atmaya başladı. Belki bu mücadele hayatı çok uzun soluklu olmadı ama o kısa zaman dilimine tüm benliği ile katılarak büyük bir ruh yarattı. O ruh, bugün yüzlerce Roboskîli çocuğun bedeninde yer edinmektedir. Zîlan’ın yaşam felsefesi evrenselleştikçe, Roboskîli çocuklar yaşam bulmaktadırlar.