2018 yılında kadın gücümüz Önder Apo ile doğru yoldaşlığı geliştirerek zafer çizgisinin garantisi olacaktır.

HÊLÎN UMUT

dag silah gerilla site

Oldukça yoğun geçen, birçok gelişmenin iç içe yaşandığı adeta nefes kesici süreçleri olan 2017 yılını geride bırakıp yeni bir yıla girerken tüm arkadaşların yeni yılının zafer yılı olması dilekleri ile kutluyorum. Elbette 2018 yılına zafer kazandıracak olan APOCU kadınların her birinin

anlamlı ve sonuç alıcı yaşam ve eylem duruşlarının toplamı olacaktır. 2017 keskin bir savaş yılı olarak tüm arkadaş yapımızın, Önderlik ile çarpan yüreklerini birleştirmiştir. Bu keskinlik başta kadın arkadaşlar olmak üzere tüm arkadaş yapımızın Önder APO ile buluşma özlemi olarak özgür yaşama duyulan tutkunun ateşidir. Bu ateş bin yıllardır dağlarda yanan Kürtlerin Newroz ateşidir. Özgürlük kararlılığı ve hiçbir baskıya boyun eğilmeyeceğinin nişanesidir. Ülkemizin dağlarında binlerce yıldır aralıksız süren ateş şimdi yüreklerimizde yanarken Kürt halkı başta olmak üzere kadınları, ezilenleri, tüm halkları yani insanlığı da hem aydınlatmak da hem de korumaktadır. Bu anlamda geride bıraktığımız yılda, öncü komutanımız olan Delal arkadaş başta olmak üzere şehitlerimiz şahsında, Kürt kadınlarının ne pahasına olursa olsun özgürlük ateşini Kürdistan geneline yayacaklarının, tüm değerleri bir ateş çemberi oluşturarak koruyacaklarının, savunacaklarının göstergesi olmuştur. 2017 yılının karakterini belirleyen esas gelişme budur. Büyük kadın şehitlerimizin öncülüğünde gelişen bu yıl, içine girmiş olduğumuz yıla da şekil verecektir. Tüm YJA STAR yapımız, komuta ve savaşçı gücüyle birlikte geride bıraktığı yılın değerlendirmesini bu kış sürecinde daha kapsamlı yaparak siyasi ve askeri sonuçları çıkaracaktır. Ancak sonucun, 2018 yılını 'yaşamda özgürlük savaşta zafer' kararlaşması temelinde derinleşmek olacağı kesindir. Acı ve öfke ile bilenerek keskinleşen yürek, düşman gerçekliğini doğru anlayarak neyi, nasıl yapacağında daha fazla aydınlanmış bir zihniyet ve hedeflerinde derinleşen bir kadın gücü karşısında hiçbir engel olamaz. Önder APO 'kadının amacı güneş kadar net ise yöntemini bulur' derken kadının hiçbir engel tanımayan özünden, kalıplara sığmayan enerjisinden ve istedikten sonra hiçbir yöne çekilemeyecek olan iradesinden bahsetmektedir. 2017 yılı mücadelesinin açığa çıkardığı en önemli sonuç PAJK-PKK çizgisinin militanlık ölçülerini daha üst seviyeye çıkarması olmuştur. Geride bıraktığımız yıl bu konuda oldukça öğreticidir, eğiticidir. 2018 yılının kadın militanlığı bu anlamda kırk yıllık parti tecrübesini özümseyerek şahsında sentezleyecek, yeniyi açığa çıkararak düşmanlarını kahredecek gelişmeleri yaratacaktır. Önderliğimizin 'keskin bıçak sırtında, nefes nefese' diye tanımladığı 40 yıllık parti pratiğinin görkemli geleneği ile günümüzün devrimci özelliklerini şahsında gerçekleştirecek her kadın militanın partileşerek özgürleşme şansı açığa çıkmıştır.

Kadın devrimi tüm devrimlerin anası, koruyucusudur

21. YY'ı Önder APO kadın yüzyılı olarak tanımlamıştı. Bu tanımlama gün geçtikçe daha fazla yerini buluyor. Önceleri anlamaya çalıştığımız bu gerçeklik içinde bulunduğumuz dönemde daha fazla idrak edilen bir gerçekliğe dönüşüyor. Bunun en temel göstergesi yaşadığımız dünyanın kriz ve kaos ile boğuşuyor olması. Elbette bizler kriz, kaos, savaş sevicileri değiliz. Kadınlar olarak kriz ve kaosun, daha fazla savaş ve denetimsiz güç kullanımı olduğunun farkındayız, biliyoruz, görüyoruz. Kriz ve kaos dönemlerinde kendisini örgütlü kılan güçlerin kazançlı çıktığını, beş bin yıllık iktidar ve devlet geleneğinin bu konuda en fazla kendisini örgütleyen ve imkanları elinde bulunduran güç olarak başta fiziki şiddet, saldırı, el koyma ve talan olarak olduğu kadar toplumsal ve psikolojik olarak toplumları etkisizleştirecek yöntemlerle daha fazla iş başında olduğunu da biliyoruz. Önderliğimizin bir nehir akışı olarak kesintisiz olarak tanımladığı uygarlık gelişiminin tüm evrelerinin kadının geliştirdiği tarihsel toplum değerlerine saldırı ve savaş temelinde ayakta kalabildiği de bir hakikat olarak deşifre edilmiş durumdadır. Bu nedenle sistemin yapısal krizi olarak tanımladığımız bu sürecin farklı sistem olanaklarına fırsat sunması kadın devrimini olanaklı kılması bakımından stratejik yaklaşımımızın özünü oluşturuyor. Uygarlığın, devlet ve iktidar gerçekliğinin günümüzdeki ifadesi olan küresel kapitalizm tüm parametrelerinde iflası yaşarken, kadın özgürlüğünü merkezine alan demokratik komünal sistem bir seçenek olarak kendisini oluşturuyor. İçinde bulunduğumuz savaş gerçekliğine bu perspektiften bakmak, yorumlamak gerekiyor. Yapacağımız siyasal değerlendirmeleri ABD-Rusya çelişkisine, aralarındaki hegomonik çekişmeye bağlamak bizleri kesinlikle yanıltacak, buna göre konumlanma ise ciddi taktik hataları yaratacaktır. Strateji doğru özümsenirse güncel politik adımlar buna göre atılabilir, doğru ve etkili hamleler yapılabilir. Her ne kadar 2017 yılı boyunca tüm güçler bölgede etkili olmaya çalışmış olsalar da bunda fazla başarılı oldukları söylenemez. Alınan yol bir arpa boyu değildir. Bunun temel nedeni dünya sistemi olarak oluşturulan kapitalist sömürü biçiminin karakteri olmaktadır. Kapitalizm halkların özgürlük arayışlarına, hak ve adalet taleplerine, emeğin ve açığa çıkan toplumsal değerlerin topluma ait kılınması talebine, öz kimlik ve siyaset arayışlarına yanıt oluşturamaz. Kendisinin ürettiği sorunlara yanıt oluşturması mümkün değildir. Sistemin kendisi azami kar yasasına göre çalıştığı için daha fazla baskı, sömürü, talan, el koyma yaratır ve bu nedenle kadınlar başta olmak üzere tüm topluma karşı savaşı devam etmek durumundadır. Finans kapital aşamasında en yoz, vurguncu, hırsız biçimine bürünen ve toplum üzerinde meşrulaşmak için tüm ahlaki değerleri dağıtan bu sistemin, ulus devlet yapılarıyla sorunu uzlaşmaz bir düzlemde olmadığı gibi daha küçük ulus devletçikler üretme dışında bir toplumsal sistem önermesi yoktur. Başta Irak ve Suriye olmak üzere Ortadoğu'nun birçok ülkesini yakıp yıkarken amaçlanan ulus devletin aşılarak yerine daha 'demokratik' sistemler oluşturmak değildir. Geçen süre bu gerçekliği bizlere oldukça çarpıcı bir şekilde gösterdi. Aksine dağılan eski statükonun yerine halkların devrimci demokratik güçleri geçmesin diye özel çalışmalar yürütüldü, dengeler kuruldu, hiç tahammül edilmeyecek şeylere bile göz yumuldu. Suriye'de yaşayan halklar boğazlanırken Şam'dan çıkamayan Esad bile yerli yerindedir, ortada bir Suriye ulus devleti kalmamış olsa bile kendisini böyle bir devletin lideri olarak koruduğunu düşünüyor. DAİŞ faşizmi karşısında hiçbir şey yapmamasına rağmen insanlık açısından kurtarıcı bir rol üstlenen PYD'yi 'vatan haini' ilan etmekten de geri durmuyor. Buradan çıkaracağımız sonuç şudur; küresel sermayenin önünde engel gördüğü devlet yapılarına müdahale edildiği ya da edilmek istendiği doğru olabilir. Ancak bunun keskin bir reddediş olmadığı, daha etkisiz, parçalara bölünmüş, birbiriyle daha fazla çelişkilere boğulmuş bir coğrafya olduğu kesinleşmiştir. Bununla birlikte sistemin hegomonik güçleriyle bölgesel ulus devlet yapıları arasında yaşanan çelişki ve çatışmalar yeni dengeler temelinde şekillendirilmeye çalışılırken özgürlük ve demokrasi isteyen kesimlere, güçlere yeni hareket olanakları açmakta, fırsatlar yaratmaktadır. Önemli olan bu fırsatları yaratıcı bir biçimde değerlendirecek örgütlülükler oluyor. Yaşanan gelişmeler esas çelişki ve mücadelenin demokratik modernite güçleri ile devletçi uygarlık güçleri arasında olduğunu gösteriyor.

Demokratik modernitenin sistem haline gelmesinin uluslararası küresel kapitalist sistem açısından en büyük tehlike olarak görülüyor. Türk devletinin başına geçirilmiş olan Erdoğan ve çetesinin sisteme kafa tutmasının altında yatan da bu gerçeklik olmaktadır. Sistemin ona tahammülünün altında da aynı gerçeklik vardır. Başurê Kürdistan'da hiçbir hükmü kalmamış olan Güney'li güçleri Özgürlük Hareketi’ne, PKK'ye karşı yedek bir güç olarak ayakta tutan da aynı akıldır. Dünyanın en meşru, haklı mücadelesi olan kadınların özgürlük mücadelesini her türlü cinsiyetçi yönelimle engellemek isteyen de aynı kaynaktır. Tarihsel ve güncel politikada birbirine karşıt konumlanmış olan ve bölge açısından adeta ateş ile barut olan İran-Türkiye yakınlaşmasına göz yumulması da, son dönemlerde Kudüs için Erdoğan liderliğinde yapılan gösterilerin kaynağında da aynı durum vardır.  Bu örnekler çoğaltılabilir.  Ancak anlaşılması gereken kadın merkezli demokratik toplum sistem güçleri, kapitalist sistemin azami kar yasasına, sömürü mekanizmasına karşıt olarak halkları sadece bilinçlendirmekle, örgütlemekle, harekete geçirmekle kalmamaktadır. İrade haline getirmekte, savaştırmaktadır. 5000 yıllık uygarlık gelişimi içerisinde belki de ilk kez kadınlar kendilerinin farkına varıyor, toplumuna sahip çıkıyor, eşit ve adil paylaşıma dayalı, emeği yücelten bir toplumsal sistem kuruyorlar. Kadın devrimi denilen şeyin bu olduğundan şüphe etmemek gerekir. Kadın devrimi tüm devrimlerin anası, koruyucusu, geliştireni olarak İnanna kültürünün günceldeki gelişimi oluyor. Hiç unutmamalıyız ki kadınlarla uygarlık arasındaki çelişki en temel çelişkidir. Kadınlar bu uygarlığın kurbanıdır, kadınların özgürleştiği bir toplumsal sistem erkek egemenliğine dayalı uygarlık yapılarının parçalanması, değişmesi demektir. Yeni değer yargıları, ölçü ve ilişki demektir. Bunun da uygarlık sisteminin sonu olduğunu görmeliyiz. Bu çağın tüm alt üst oluşlarını yaşayan ve ne güzeldir ki sadece seyirci değil aktif bir özne, yöneten, yönlendiren öncü gücü olarak şekillendiren bir düzeydeyiz. Bundan daha anlamlı ve değerli bir yaşam olmayacağını bilerek yaşanan savaşın neresinde olduğumuzu bilince çıkarmalıyız.

2018 yılında TC faşist rejimi baş eğdiremediği PKK mücadelesi karşısında eğilecektir

Bir gerçeklik daha vardır ki en örgütlü ve mücadele araçlarını yaratmış kadınlar olarak görmemiz geriyor. İçinden geçtiğimiz süreçte her ne kadar aksi yansıtılmaya çalışılsa da tek taraflı iradelerin etkili olmadığıdır. Özel savaş yöntemleri ile empoze edilmeye çalışılan 'ne yapılırsa yapılsın sistemin aşılamayacağı' algısından bahsediyorum. Demokratik uygarlığın kültürünü özümseyen bir hareket olarak Kürdistan’da, ülkemizde yürüttüğümüz mücadele gösteriyor ki bilinçli, örgütlü ve eylemli kılınmış hakikatler kazanıyor. Bakurê Kürdistan'da yürüttüğümüz mücadele buna en çarpıcı örnektir. 90 yıllık TC geleneği parçalanmıştır. Kültürel soykırım rejimi kendisini hiçbir meşru araçla yürütemez noktadadır. Sadece biz değil herkes Türkiye'de bir devletin kalmadığını söylemektedir ki bu en çarpıcı gerçektir. Siyaset ve toplum bilimiyle hiç alakası olmayanların bile dile getirdiği bu gerçeklik kendiliğinden oluşmamıştır. Sadece AKP'nin zihniyeti ve politikaları, beceriksizliği ile ilgili de değildir. Türk sömürgeciliğini işlemez duruma getiren Önder APO'nun örgüt ve eylem anlayışı, bunun altında yatan zihniyet savaşıdır. Kürt halkı başta olmak üzere yürürlükte olan tüm soykırım politikaları deşifre edilmiş, bu politikaları boşa çıkartacak her türlü örgüt geliştirilmiş, halk karar gücü olarak örgütlü kılınmış ve tüm halk düşmanı oluşumlar darbelenmiştir. Böyle olduğu için kendisini çıplak zora dayandırarak ölüm-kalım savaşı denilen bir sürece girmiştir. AKP faşizmi, dağılan devlet gerçekliğinin imkanlarıyla toplumu yeni bir sömürü sistemine bağlama savaşını yürütmektedir. Bunun için tek-el-ciliği savunmakta, siyasi, askeri, ekonomik ve sosyal olarak tüm yapıları kendisine bağlamak istemektedir. Burada yeşil sermayenin fırsatçılığının, komploculuğunun her türlü yoz biçimini görüyoruz. Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde yakalayamadığı olanakları, Kürtleri 'en iyi ben kandırır, yönetir, savaşırım' argümanıyla ele geçirmiş bir hain vardır. Ve yaratmak istediği hegemonyacılığa geçit vermeyen tek güç hareketimizdir. Önder APO, İmralı görüşmelerinde 'hegemonyacılığa geçit vermeyiz, vazgeçeceksiniz' demişti. Buna karşılık uluslararası güçlerin bölgede daha yoğun bir savaşa girişeceğinin kokusunu alan AKP-MHP faşist rejimi bu savaş durumunu Kürtlerin aleyhinde bir sürece evirme hesapları yapmıştır. Egemenlerin, hegemonların, koca adamların, patronların anlayışında 'filler çarpışır, çimler ezilir' yaklaşımı hakimdir. Gelişmelerin bu yönlü olmadığı, Ortadoğu savaşını, dağılan statükoyu değerlendirenin Türk devleti olmadığı her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Türk devletinin, AKP-MHP ittifakına dayalı faşist rejimin kendisini daha ne kadar sürdürebileceği bile tartışma konusudur. Demek ki hesap yanlış yapılmıştır. Ne küresel sistem yenilmezdir, ne Erdoğan bir şirket işletmektedir.  PKK öncülüğünde bilinçlenmiş olan halk gerçekliğimiz bu sistemi yakından tanımakta ve kültürel soykırım rejimine pirim vermemektedir. Birçok arkadaşın halkımızın var olan faşist uygulamalar karşısında neden harekete geçmediğini, sorguladığını biliyoruz. Var olan eylemsizlikten rahatsızlık duyuyoruz. Fakat bu tarz bir sorgulamanın yanlış olduğunu söylemek gerekiyor. Toplumun tüm direnen kesimlerine yapılan saldırılar, yaşanan tutuklamalar, gözaltı ve baskı politikalarının adeta nefes aldırmayan bir düzeye getirildiğini bilerek değerlendirme yapmak, OHAL uygulamaları altında olan halkımıza dönük yürütülen politikaların İmralı işkence ve tecrit sisteminin genişletilmiş bir modeli olduğunu bilerek yaklaşım göstermemiz gerektiğini belirtmek gerekir. Dünyada hiçbir halka uygulanmayan bu zulüm, aşağılama, onur kırma ve değerlerine saldırı gerçekliği karşısında halkımızın direniş çizgisinden olduğunu bilmeliyiz. Bunun yanında asıl beklentinin öncülerden olduğunu, halkın umudunun APOCU devrimci tarzın dönem görevleri karşısında geliştirmek olduğunu unutmamalıyız. 2017 yılında PKK'de gerçekleşen kadın öncülüğü ne pahasına olursa olsun direneceğini ortaya koyarak Kürt toplumunda var olan inancı, kadına olan güveni zirveye taşımıştır. TC sömürgeciliği hiçbir konuda hedeflerini gerçekleştirememiş, dış politikada batağa saplanmıştır. Hareketimiz karşısındaki AKP'nin bitireceğiz söylemlerinin boş olduğu bir kez daha açığa çıkmıştır.  Geçen süre içerisinde tüm mevzilerde direnen gerilla olmuştur. Gerillamız bu anlamda görevlerini yerine getirmede kahramanlıklar göstermiş, her türlü fedakarlığı sergileyerek çizgiye sahip çıkmıştır. Bununla birlikte bizim görevimiz ise sadece direnmek ve ayakta kalmak değildir, halkımıza söz verdiğimiz zaferi yaratmaktır. Bunun için halkı her düzeyde örgütlü kılmak ve buna öncülük yapmak gerekiyor. Savaşan halk gerçekliği dediğimiz örgütlenmiş, her şeyini savaşa göre düzenlemiş, yaşamını buna göre planlamış halk gerçekliğidir. Bu anlamda Bakurê Kürdistan'da var olan potansiyeller yerli yerinde duruyor. Potansiyelleri harekete geçirmek için ise çalışma tarzımızı faşizm koşullarına göre yapılandırmamız gerekiyor. 2018 yılı siyasi gelişmelerini belirleyecek olan en temel çalışmanın bu olduğundan şüphe etmiyoruz. Erdoğan 'ya baş eğeceğiz ya eğdireceğiz' demişti. Kürt halkına karşı uyguladığı vahşet saldırılarında Mehmet Tunç'un şahsında Kürt halkı ' diz çökmeyeceğiz, halkımız bizimle gurur duysun' demişti. 2018 yılında TC faşist rejimi baş eğdiremediği PKK mücadelesi karşısında eğilecektir.

 

Önder APO ile doğru yoldaşlığı geliştiren her kadın zaferin kendisi olur.

Kadın hareketi olarak 2018 yılında AKP-MHP faşizmini ortadan kaldıracağımız bir savaş yılı olarak ön görüyoruz. Ve bu savaş soykırım siyasetini yürütmekle kalmayan, bunu bölge ve uluslararası dengeler üzerinden tüm Kürt varlığına yönelten Türk sömürgeciliğine karşı olacaktır. 2011 yılından Rojava, Başur Kürdistan ve Rojhılat Kürdistan alanında yürüttüğümüz mücadelede daha iyi gördük ki Bakurê Kürdistan'da sonuç almadan Kürt halkının varlığı tehlike altında kurtulamayacaktır. Bunun sebebi de tarihseldir ve Önder APO özellikle 5. Savunmada çok yönlü olarak çözümlemiştir. Türk devletinin kuruluşu yani mayası bu şekilde atılmıştır. Varlığı İsrail tarafından bölge halklarına karşıtlık olarak oluşturulmuştur. Sadece Kürtler açısından değil Arap, Fars, Ermeni, Süryani, Alevi, Şii vb. tüm toplumsal farklılıklar Türk devletinin tekçiliği ile kontrol edilmek istenmektedir. Bu nedenle ABD ve Rusya için vazgeçilmezdir. Tarihsel olarak da Türk egemen sınıfları, uygarlık içinde hep bu rolü oynamışlardır. Sistemin askerleri olarak Ortadoğu'yu uygarlık sistemi içinde tutmuşlardır. Aynı şeyi kendi ezilen sınıfları karşısında da uygulamışlar, önce kendi halklarını milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi ideolojilere bağlamışlar, iç isyanlarını en sert şekillerde bastırmışlardır. Türk egemen sınıflarının, iktidarının dincilikle birlikte en cinsiyetçi model olduğunu biliyoruz. Faşizmi bir ideoloji olarak benimseyen ve şimdi toplumun tamamını faşizm temelinde ikna etmeye çalışan Erdoğan rejiminin kadın şahsında topluma dayattığı, tecavüz kültürünün onaylaması oluyor. Tüm argümanları, süslü püslü değerlendirmeleri, kutsal kitaptan yaptığı alıntılar bu gerçekliğin üzerini örtmek için geliştiriliyor. Kadınlar ancak erkeklerin eki, uzantısı, tamamlayıcısı, vitrini olabilir. Kadın bedeni Erdoğan'ın partisi ve çizgisinde günahlarla doludur. Bu yüzden örtünmeli, terbiye edilmeli olmuyorsa öldürülmelidir. Kadın cinayetlerinin bu derecede artmasının bu iktidar ideolojisi ile özsel bağlantısı vardır. Kadınların aydınlanmasından duyulan korku ve bu yönlü gelişmeler karşısındaki tepki oldukça sert ve fazladır. Kürt analarını dahi terörist ilan eden bu zihniyet her kesimden Kürt kadınına duyulan öfkeyi ve kırım politikalarını dışa vurmakta. Kadın hareketi olarak biliyoruz ki kadınlar ve Kürt halkına, ülkemize, toprağımıza saldırı bu faşist odaktan kaynağını alıyor. Kadının ülkesiz, toplumsuz, topraksız yani mekansız kurtuluşu mümkün değildir. 2018 yılının gerçek kadın yurtseverliği AKP rejimiyle her cephede savaştan geçiyor. Bilmeliyiz ki AKP rejimi sadece Kürdistan'ın derelerini, vadilerini, köylerini işgal edip sömürmüyor, sadece o güzelim zozanlardaki yaşamı öldürmüyor, dağ başlarında kendi olarak yaşamayı tercih eden insanları ekonomik ve sosyal dar boğazla, açlıkla terbiye etmiyor, benzeri bulunmayan ormanları, şelaleleri, bombalarken sadece araziyi tahrip etmiyor. Başta genç kadınlar olmak üzere Kürt kadını üzerinde geliştirdiği politikalarla umudu vurmak istiyor, iradeyi teslim almak istiyor, düşürüyor, cinsel olarak istismar ediyor. Kürdistan'ın ruhu ve bedeni ile Kürt kadının beden ve ruhu aynı anlama geliyor. Erdoğan rejimi bir tecavüzcünün ruh haliyle hareket ediyor. Bu gerçekliğe karşı yürütülecek olan savaşın en meşru, haklı ve kadınlar açısından kutsal olmadığını kim söyleyebilir? İçine girdiğimiz yeni yıl bu anlamda geçmiş yılları da aşacak olan bir mücadelenin gündemimizde olacağı, başta YJA STAR güçlerimiz olmak üzere tüm kadınları adım adım özgürlük savaşına çekerek sonuç alması gereken bir yıl olacaktır. AKP-MHP faşizmi Kürt kadınlarına savaşla var olmak ve özgürleşmek dışında seçenek bırakmayan imha saldırılarını yürütürken, kadınlar olarak bu gerçekliği büyük bir moral ve coşku ile karşılamalıyız. Çünkü biz 40 yıllık savaşla kendini tanıyan, gücünün farkına varan, iradeleşen, özgürleşen bir kadın gücüyüz. Burada bir kez daha büyük komutanımız şehit Bêrîtan'ın sözlerine kulak vermeliyiz. O bize 'savaş gülüm, sıkı savaş, savaştıkça varız biz, savaştıkça güzelleşir, sevilir, savaştıkça özgürleşiriz' dizeleriyle mirasını özetlemiştir. Güzellik, özgürlük, sevgi diyalektiği tam kurulmuştur. Bu nedenle 2018 yılı gerçek sevgiye zafer kazandıracak bir yol, bir yıl olacaktır.

 

Düşmanı bilmenin, tanımanın öncelikli yolu kendini bilmekten, tanımaktan geçiyor

Sömürgeci TC ile mücadelemizi geliştireceğimiz savaşın sadece askeri olarak düşünülmemesi de büyük önem taşımaktadır. Yukarıda anlatmak istediğimiz özgürlük savaşının zaman ve mekanı neresidir? Bu soruya Önder APO'nun ürettiği yanıtları ve savaşı doğru anlamak gerekir. Eğer bu konuda gereken hamleci özellikleri gösteremezsek ne kadar haklı bir mücadele yürütürsek yürütelim gereken başarıyı gösteremiyoruz. Başarı için niyet etmek önemli oluyor. Fakat niyet etmekten daha fazlasının gerektiğini yaşadığımız pratiklerden biliyoruz. Başarıya inanmak kadar, bunun nasıl olacağını anlamak,  anladığına göre her an mücadele etmek yani inandığına göre olmak, somutlaşmak da gerekiyor. Unutmayalım ki savaş her yerdedir. Başta bizim kişiliklerimizdedir. Yaşadığımız her sorunda bu gerçekliği görmek, çözümlemek, bakış açımızı bu şekilde oluşturmak düşman gerçekliğini bilince çıkartarak savaşmak için gerekli oluyor. Tüm büyük önderler, peygamberler, filozoflar tüm bilmelerin önüne bunu koyuyorlar. Düşmanı bilmenin, tanımanın öncelikli yolu kendini bilmekten, tanımaktan geçiyor. Onun yarattığı kişilikten, tepkilerden, alışkanlıklardan kopmadan yarattığı kodlamaları aşmadan düşman denetiminden çıkan bir hareket tarzının, vuruş gücünün oluşmayacağını söylüyorlar. Çünkü düşman olarak gördüğümüz tüm uygarlık güçleri yarattıkları tipolojiye güveniyorlar. Çeşitli zaaflara seslenerek kendilerine doğrudan ya da dolaylı hizmet eder hale getiriyorlar. Bunun için önce büyük savaşı yürütmeyi, kişilik savaşını geliştirmeyi, özgür insan ölçüleriyle buluşmayı gerçekleştirmek için mücadele etmek önemli oluyor. Bu aynı zamanda nefs savaşı olarak da okunabilir. Kendini yenmek, kendilik olarak oluşturulan aslında uygarlığın yarattıklarından kurtulmaktır. Önder APO'nun savaş tarzının özgür insanı geliştirmek temelinde olduğunu biliyoruz. Bunun için her yaştan kadınla kurduğu ilişkinin öncelikle bir mücadele ilişkisi olduğu, savaş ilişkisi olduğunu görmeliyiz. 98 yılında Türk özel savaş sisteminin Önderliğe dönük saldırıları için Önder APO 'size sorarlarsa ne diyeceksiniz, diyeceksiniz ki Önder APO kadınla yaşamadı, savaştı'. Demek ki öncelikle bu savaşı vermeli ve Önderlik ölçülerine ulaşmada kararlı olmalıyız. Şahsımızda iki sistemin her an savaş içinde olduğunu hissetmeli, bu savaşa bilinçle yön vermeli ve mutlaka kazanmalıyız. Sema Yüce arkadaşın söylediği gibi gökyüzünde iki güneş olmaz. Kendi içimizde, yüreğimizde, beynimizde iki ideolojik merkez barındıramayız. Bu bizi saygısız, sevgisiz, dengesiz, güçsüz kılar. Kendi merkezimizde netleştikçe ve ona göre oluştukça özgürleşmek mümkündür. Tersi durumda sömürgeciliğin yaratmak istediği kadınlar olarak dolaşır, bireyci, mülkiyetçi, kendisine sahip arayan, kendisini ifade edemeyen ve hep başka güç odakları arayan bir konumda kalırız. Ki bu 5000 yıllık bir sistemi aşmayı ufkuna almış kadınlar olarak baştan kaybediş olur. Ancak duygu, düşünce ve davranış biçimlerimizde, tepkilerimizde bundan koparak Önder APO ile doğru yoldaşlığı geliştiren her kadın zaferin kendisi olur.

Savaşın bir diğer alanı ise her yerdir. Bulunduğumuz tüm mevzilerdir. Sadece askeri değil, ekonomik, sosyal ve kültürel olarak savaşı geliştirmek gerekir. Çünkü kadınlar bu alanlardan vurulmaktadır. Çoğu kadın yalan hayatların peşinde, yerlerde sürüklenmektedir. Kandırılmışlardır. Kapitalist sistem asla yaşam yaratmaz. Bu sistemin hakim olduğu tüm alanlarda geçerli olan 'kurt kanunu'dur. İnsan insanın, kadın kadının kurdudur. Güçlü her zaman zayıfı yok eder. Yaşamda özellikle ekonomik kesin olarak geçerli olan bu kanundur. Kadınların böyle bir ekonomik sistem içinde direnmelerinin tek yolu örgütlü olmalarından geçer. Örgütlü ve kendi sistemini yaratan kadınlar sosyal olarak da yaşamlarına sahip çıkabilir, kendi değerlerini koruyabilirler. Aksi taktirde bir nesne olmak dışında seçenekleri yoktur. Bunun içindir ki erkeklerin ekonomik tekelciliğine karşı her türlü eylem meşrudur. Bu tekelcilik kadınları açlıkla, yoksullukla teslim almakta, kendisine bağlayarak kedi gibi bağırtmaktadır. Düşmanın bu tekelci ekonomisini alt üst edecek her türlü eylemi topyekün direniş temelinde geliştirmek en etkili saldırı olacaktır. Sosyal ve kültürel olarak da benzer şeyleri söylemek mümkündür. Hiçbir dönem olmadığı kadar gençlik yanlış yaşam inşalarıyla karşı karşıyadır. Özellikle dizi ve reklam sektörü, internet ve telefon teknolojisi beyin yıkama makinaları olarak çalışmaktadır. Bunlara karşı geliştirilecek her türlü ideolojik savaş oldukça önemlidir, etkilidir.

Tüm bunlarla birlikte TC faşizmine Rojava'da, Başur'da da vurmak mümkündür ve gereklidir. Görüyoruz ki bu güçler hareketimize karşı sadece Bakurê Kürdistan'da savaşmıyorlar. Dünyanın her hangi bir yerinde Kürtlük adına ne varsa bertaraf etmeye, Kürtleri silmeye çalışıyorlar. Kürtleri tanıdık söyleminin bir demogoji değil kandırma, aldatma siyasetinin bir parçası olduğu artık açığa çıkmıştır. Erdoğan'ın faşist zihniyetini ele veren asıl değerlendirmesi 'düşünmezseniz yoktur' yaklaşımıdır. Kürt halkının yok olmasını, Türkleşerek boyunduruk altına girmesini istiyor ve buna göre davranıyor. Açıktır ki çok atıfta bulunduğu Osmanlılar da bile böyle bir siyaset yoktur. Osmanlı sultanları bile büyük bir imparotorluk olmak isterken bölge halklarına özerklik tanıyarak bunu sağlamışlardı. Şimdi Rojava başta olmak üzere Kürtlerin yaşadığı tüm coğrafyalarda politika yaparken Kürt varlığına dayanarak etkili olmaya çalışıyor. Musul-Kerkük ve Başurê Kürdistan için yürüttüğü siyasette de, Rojava'daki gelişmeler karşısında da hem alt emperyal bir ülke olarak yayılmak istiyor, bunu yaparken Kürt halkına olan düşmanlığını öne çıkararak kendisine dış tehdit yaratarak meşruluk oluşturmaya çalışıyor. Başurê Kürdistan'da AKP hükümetiyle kanka haline gelmiş olan KDP'nin başına gelenler ortadadır. KDP'yi bile bölgede İran-Irak-Türkiye yakınlaşmasını sağlayarak anti Kürt ittifakını oluşturma temelinde kullanan bir AKP vardır. Ortadoğu da Kürt karşıtlığının öncülüğünü yapan TC'ye Başurê Kürdistan'da vurmak, onu etkisiz kılacak birlik siyasetini oluşturmak ve Başurê Kürdistan'daki halkımızı sömürgecilik karşısında refleks verir hale getirmek önemli bir hedeftir. Başurê Kürdistan'ın siyasi ve ekonomik olarak daha fazla istikrarsızlaşacağı, askeri müdahalelerle yeni bir sürece evrileceği anlaşılmıştır. Başurê Kürdistan'da KDP ve YNK'nin etkinliğini zayıflatırken Irak ulus devletinin işgalciliğine geçit vermeyecek bir duruşu sergilemek, bunun için bu alanda da halkımızın bölge halklarıyla birlikte yaşayacağı demokratik ulusu inşa etmeyi en temel mücadele olarak görmeliyiz. Başurê Kürdistan yeni yıla halk ayaklanmalarıyla giriyor. Egemen ulus devletlerle işbirliği temelinde var olan siyasi oluşumlara karşı güvensizleşen halkımız ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıyadır. Buradaki yer altı kaynaklarını ulus devletlere peşkeş çekerek var olan siyasi gelenek Başurê Kürdistan'da halkı kendi kendine yeterli bir ekonomik düzeye getirmeyerek ciddi bir suç işlemiştir. Türkiye'nin ekonomik yatırımlarına muhtaç olan bir Kürtlük yaşam bulamaz. Burada yaşayan halkımızı bölgedeki hakim, inkarcı ulus devletlerin denetiminden çıkararak kendi öz sistemini geliştirecek adımların askeri, siyasi ve sosyal yaşamın yeniden oluşturulması temelinde geliştirilmesi acil bir görev olarak 2018 yılı görevlerindendir. Başurê Kürdistan'da Kürt halkının büyük özlem duyduğu ulusal birliği oluşturacak kongre çalışmalarını da tavsatmadan yapılması, bunun için de kadınların ulusal birliğe demokratik ulus anlayışı temelinde öncülük etmesi gerekir.

Rojava Kürdistan'ın durumu daha da nazik bir hal almıştır. 7. yılına giren Rojava devriminin sonuçları bölge dengelerini sarsmıştır, sarsmaktadır. Savaş başlarken böyle bir hesabın olduğunu hiç kimse söyleyemez. Kobani direnişinde tüm güçlerin beklentisi Kürt özgürlük güçlerinin ağır bir darbe alması üzerine kurulmuştu. Türkiye'nin beklentisini Erdoğan itiraf etmişti, düşecek demişti. Bu beklentiyi diğer güçlerde politik duruşlarıyla ortaya koymuşlardı. Örneğin KDP savaşın sonuçları netleşinceye kadar bekledi sonra hak iddia etti. Amerika direnişin gelişeceğini gördükten sonra bazı destekleri sundu. Ancak Rojava devrimi şimdiye kadar üçüncü dünya savaşı koşullarında halklara nefes aldırmayı başardı. Demokratik ulus inşasının kadın öncülüğünde geliştiği bir alan olarak tüm dünyaya 40 yıllık mücadelemizin sonucu olarak yansımasını buldu. Ezilen, yok sayılan kesimlere umut olmayı başardı. Cinsiyetçiliğin tüm ideolojik, politik ve sosyal alanlarına pratikte yanıtlar üretti. Bununla birlikte Rojava devrimini kalıcılaştırma sorunlarımız devam etmektedir. Raqqa zaferi ile birlikte geride bıraktığımız yıl içerisinde 3. Dünya Savaşının dengelerini bir kez daha sarsan Rojava devrimci halk savaşı yeni ve daha özgün bir aşamaya girmiş bulunmaktadır. Arap halkının büyük güvenini sağlayarak demokratik toplum modelini bölge halklarına taşırmada ön açıcı rol oynayan askeri mücadelemizin bu görevi yerine getirerek başarılı olacağından şüphe yoktur. Tekrar da olsa belirtmek gerekir ki özelde Rojava devrimi genelde Kürdistan devriminin geleceği bölge halkları ile kuracağı demokratik devrimci gelişmelere bağlıdır. Tüm kazanımların garantisi bu olmaktadır. Bunun için başta Arap halkı olmak üzere bu coğrafyada yaşayan tüm kültürel, etnik, mezhepsel kesimlerle demokratik ulusu inşa etme temelinde ilişkiler geliştirmek ve ahlaki-politik toplum özelliklerini canlandırmak 2018 yılının devrimci görevleri arasında yer almaktadır. Rojava sahasındaki mücadelemiz yeni aşamasında da tüm dünyanın ilgisini çekmeyi sürdürecektir. Merakla burada gerçekleştirilen toplumsal inşanın nasıl olacağı izlenmektedir. Yine başta sömürgeci TC olmak üzere bölgede statükoyu korumak isteyen İran ve Irak bu sahadaki kazanımlarımızı hedefleyeceklerdir. Faşist Erdoğan rejimi, Kürtlerle savaşı başka coğrafyalarda yürütmeye can atmaktadır. Bunun ilişki ve ittifaklarını, konjonktürel anını yakaladığı an hamle yapacağını gizlememektedir. Afrin, İdlip, Mimbic hattı bu anlamda TC'nin gündemindedir ve işgal planlarını yapmaktadır. Bunu bilerek olası bu saldırıları TC'ye büyük vurmanın fırsatına dönüştürecek hazırlık savaşçı gücümüzün gündemindedir. Demek ki Rojava'da savaş Raqqa zaferi ile bitmemiştir. DAİŞ'in etkisizleştirilmesi yeni bir sürecin gelişeceğinin habercisi olarak görülmelidir sadece.

Bu perspektiften baktığımızda 2018 yılında yürüteceğimiz parti ve savaş pratiğimizin oldukça yoğun ve tempolu geçeceği ortadadır. 2017 yılı her şeyden önce uluslararası komployu güncelleyerek Kürt halkının öncülerine stratejik yenilgi yaptırmak isteyen güçlerin planlarını boşa çıkardığımız bir yıl oldu. Önderliğimiz uluslararası komployu kapsamlı olarak çözümlemiş ve komployla mücadelenin nasıl olması gerektiği konusunda yeterince aydınlanma yaratmıştır. 1999 yılından itibaren geliştirmiş olduğu ideolojik, siyasi ve askeri hamlelerle komployu adım adım boşa çıkarmıştır. Bununla birlikte uluslararası komplocu güçlerin Kürdistan ve Kürt halkı üzerindeki planlamalarından vazgeçtiğini düşünmek kesin bir yanılgıdır. Komploculuk Erdoğan ve AKP şahsında Kürt halkına dayatılmakta, kültürel soykırım sistemi gerektiğinde fiziki soykırımları da göze alarak özgürlük eğilimini tasfiye etmeyi hedeflemektedir. Gelinen aşamada bu kadar gözü kara bir hal alması şimdiye kadar sonuçsuz kalan saldırıların pervasızlığı olarak değerlendirilirse bir anlamı olabilir. Bu nedenle yeni yıla girerken tekrar tekrar uluslararası komplo gerçekliği üzerinde yoğunlaşarak yapılan çözümlemelerde derinleşmek gerekmektedir. Önder APO'nun mevcut sistem ile ilişkisi nedir? Neden kapitalist sistem Önder APO'ya bu düzeyde bir saldırı gerçekleştirme ihtiyacını duymaktadır? Sistem karşıtlığı ne demektir? Ortadoğu'da süregelen kaos, kriz ve savaş gerçekliği içinde Önder APO ve temsil ettiği çizgi ne anlamlara gelmektedir? Önder APO küresel kapitalist sistem ve onun bölge acenteleri olan ulus devletçiklerle mücadele ederken hangi tarzı ve güçleri esas aldı? Zafer tarzı nedir ve en zor koşullarda mücadele Önderlik tarafından nasıl gerçekleşti? Sorularını tekrar sormak tam kavrayana kadar araştırmak, tartışmak gerekmektedir.

Uluslararası güçlerin TC ile yaptıkları anlaşmalar temelinde uygulamada olan İmralı sistemi iki yılı aşkın bir zamandır Ortadoğu'da sonuç almak isteyen güçlerin emri ile ağırlaştırılmış bir işkence haline dönüştürüldü. Önder APO'nun sürece aktif müdahalesinin yol açtığı sonuçları yakından takip eden güçler, bu saldırı ile partimize şantaj ve baskı uygulamaya çalışırken halkımız ve demokratik kamuoyu üzerinde de kafa karışıklığı ve umutsuzluk yaratmayı hedefledi. Önder APO'nun yarattığı örgüt ve kadro gerçekliğini idrak edemeyecek durumda olan sistem güçlerinin hesabında bu şekilde Kürt halkının iradesini teslim alma olduğu yapılan siyasi, askeri operasyonlarla deşifre oldu. 2018 yılı ise bu sistemin parçalanma yılı olarak hedefimizdedir. Düşman kendi hesaplarına göre halk ve hareketi sadece görüşme talebine indirmiş saymaktadır. Oysa geride bıraktığımız süreç göstermiştir ki Önder APO'dan haber almadığımız her anı yeniden bir özgürlük sözleşmesine ve tekrar tekrar mücadele kararlaşmasına dönüştürmektedir. Önderliğimizin fiziki özgürlüğü ile Kürdistan'ın özgürlüğü aynı çizgide buluşmaktadır. Bunun için 2018 yılı Önder APO etrafında gelişecek olan kapsamlı bir özgürlük yılı olacak, savaş bunun hizmetinde rolünü oynayacaktır.